AyarlarHesap

Ünite 2: Güçlü Etki Varsayımı ve Propaganda

Propagandanın Tarihi

Propaganda, kuramdan önce bir tarihsel olgudur: sözcük 1622’de bir kilise kurulunun adıydı; devletlerin örgütlü propagandası Birinci Dünya Savaşı’nda yerleşti; savaş sonrasında uydurma vahşet hikâyelerinin ifşası sözcüğe aldatma çağrışımı yükledi; sonra sözcük ya saklandı ya yeniden adlandırıldı ya da incelendi.

  • 40 dk
  • Güncelleme: 20 Eylül 2026
Bu dersin içeriği
  1. Bir tabela, bir sözcük: Roma, 1622
  2. Sahte gazete, sahte kaptan: Paris, 1782
  3. Derin: 1622 mi, 1627 mi? Alıntı zincirinin tuzağı (Derin dalış)
  4. Kim kimdir, hangi yıl?
  5. Temel iddia: önce olgu vardı, kuram sonra geldi
  6. Kavramlar sözlüğü
  7. Derin: Türkçede “propaganda”, “telkin”, “yaygara”… (Derin dalış)
  8. Efsane: “Propaganda yalandır”
  9. Nasıl işledi? Wellington House’un beş adımı
  10. 13 Nisan 1917: “Buna propaganda demedik”
  11. Bir mesajı boyamak: üç soru
  12. Belçika, 1914: gerçek ile doğrulanamaz yan yana
  13. Bir hikâye nasıl dolaşıma girer: “kadavra fabrikası”
  14. İki adam, tek çekingenlik
  15. 1928: Propaganda’nın savunusu ve yeni bir meslek
  16. Mini alıştırma: ajitatör mü, propagandacı mı?
  17. 1933: Barış zamanında bir propaganda bakanlığı
  18. Derin: Bryce raporu kendi ağzından (Derin dalış)
  19. Derin: Çürütenin hikâyesi de çürütülür (Derin dalış)
  20. Ellul: propaganda bir rejimin silahı değil, bir toplum biçimi
  21. Efsane: “Propagandayı diktatörlükler kötü şöhretli yaptı”
  22. Derin: Ellul ile Lenin’in sözlükleri neden ters? (Derin dalış)
  23. Derin: Savaş propagandası tarihi üç dalgada nasıl yazıldı? (Derin dalış)
  24. Bugün: “bilgisayarlı propaganda” envanterleri
  25. Lab: iki gerçek afişi sınıflandır (1915 ve 1917)
  26. Lab: ikna mı, propaganda mı?
  27. Ankara’da iki bin yıllık bir duvar
  28. Sınavda böyle sorulur
  29. Açık uçlu soru: beş adımlı iskelet
  30. Özet kartı

Bağlam ve doğuş

Hikâye

Bir tabela, bir sözcük: Roma, 1622

6 Ocak 1622, Roma. Papa XV. Gregorius on üç kardinali ve iki üst rütbeli din adamını toplar; Katolikliğin yayılması için kalıcı ve düzenli bir kurul kurmak istediğini söyler. Aynı yılın 22 Haziran’ında yayımlanan Inscrutabili Divinae bulasıyla Congregatio de Propaganda Fide, yani “inancın yayılması kurulu”, resmen doğar.

Bir dakika dur ve şuna bak: bugün çoğu zaman hakaret yerine geçen sözcük, burada bir kurumun tabelasıdır. Sözcük Latince propagare (yaymak, ilerletmek) fiilinden gelir. 1718’den beri kayıtlı anlamı “yabancı misyonlardan sorumlu kardinaller kurulu”dur; 1790 dolaylarında herhangi bir öğretiyi ya da uygulamayı yaymaya çalışan hareket veya örgüt anlamına genişler. Siyasal bir görüşü yaymaya yönelik bilgi anlamı ise Birinci Dünya Savaşı sırasında oturur ve başlangıçta ne aşağılayıcıdır ne de aldatmayı ima eder.

Yani “manipülasyon” tınısı sözcükle birlikte doğmadı; sonradan yüklendi. Bu ders, o yüklemenin hikâyesi: kim, ne zaman, hangi olaylarla?

Hikâye

Sahte gazete, sahte kaptan: Paris, 1782

Sözcük o yıllarda daha çok kilise dilindeydi (siyasal anlamı Birinci Dünya Savaşı’nda yerleşecekti); ama 1782’den bir hileyi bugün hemen tanırdık. O yılın baharında, Paris’te barış görüşmeleri yürüten Benjamin Franklin, Boston Independent Chronicle gazetesinin sahte bir ekini bastırdı: “Boston, 12 Mart” tarihli, “Numb. 705” diye numaralanmış, her yönüyle gerçek bir ek gibi görünen tek yaprak. İçinde, hiç var olmamış bir milis subayının, “Kaptan Samuel Gerrish”in yazdığı sözde bir mektup vardı; mektup İngiliz tarafını korkunç zulümlerle suçluyordu.

Franklin ekten kopyaları John Adams’a, John Jay’e ve başkalarına gönderdi; mektup 29 Haziran 1782’de Londra’daki General Advertiser’da yayımlandı. Bunun bir Franklin aldatmacası olduğu Amerikan basınında ilk kez 1854’te söylendi.

Listeye bak: sahte kaynak, uydurma tanık, uzaktaki bir kamuoyu, gazeteden gazeteye yeniden basım. Adı yoktu, işi vardı. Modern propagandayı bundan ayıran şey, bizim okumamıza göre, hilelerin kendisi değil; onlara eklenen ölçek, örgüt ve psikolojinin bilgisi. Matbaanın rolü için Kitle İletişim Araçlarının Tarihi dersine dön; çok daha eski bir devlet yazıtı için Türkiye bölümüne geç.

Derin dalış

Derin: 1622 mi, 1627 mi? Alıntı zincirinin tuzağı

Bernays’in 1928 kitabında, propaganda sözcüğünün itibarını geri isteyen bir Scientific American yazısı alıntılanır. Yazı sözcüğü “eski, güzel sözcük” diye anar ve bir sözlüğe dayanarak Roma’daki kardinaller kurulunun “1627’de” kurulduğunu söyler.

Oysa kurul 1622’de kurulmuştu. 1627 ise Papa VIII. Urbanus’un, kurula bağlı ilahiyat okulu Collegium Urbanum’u Immortalis Dei bulasıyla (1 Ağustos 1627) kurduğu tarihtir. Yani iki tarih, iki ayrı kuruma ait.

Hatanın nasıl oluştuğunu bilmiyoruz; bir karışıklık mı, sözlüğün ihmali mi, yoksa alıntının kısaltılması mı? Yalnızca şunu belgeliyoruz: alıntıdaki tarih, kurumun kendi sayfasındaki ve bağımsız bir ansiklopedideki kayıtla uyuşmuyor.

Ders: 1928 gibi erken bir kitap bile, başka bir yazıdan aktardığı bir tarihi taşıyor olabilir. Bu derste her tarihi en az iki bağımsız kaynakla doğruladık, çünkü tek bir kitapta yazıyor olması bir tarihi doğru yapmaz. Bir tarihle karşılaşınca kaynağın ilk elden mi, yoksa bir başkasından alıntı mı olduğuna bak.

Kimler, ne zaman

Kart

Kim kimdir, hangi yıl?

Hikâye üç dalgada anlatılır. Yıllar bu dersin belkemiğidir.

Sözcükten kuruma (1622–1914)

  • Papa XV. Gregorius: 1622, Propaganda Fide kurulu.

Savaş makineleri (1914–1919)

  • Britanya: Wellington House (1914); başında Charles Masterman.
  • James Bryce: 1915 tarihli komisyon raporunun başkanı.
  • George Creel: ABD Kamuyu Bilgilendirme Komitesi, 1917.

Savaştan sonra (1920–1962)

  • Sovyet Komünist Partisi’nde Ajitasyon ve Propaganda Bölümü, 1920.
  • Walter Lippmann: Public Opinion, 1922.
  • Harold Lasswell: Propaganda Technique in the World War, 1927.
  • Arthur Ponsonby: Falsehood in War-Time, 1928.
  • Edward Bernays: Propaganda, 1928.
  • Almanya’da propaganda bakanlığı, 13 Mart 1933.
  • Jacques Ellul: Propagandes, 1962.

Hafıza kancası: tabela 1622, savaş makineleri 1914–17, “itiraf ve inceleme” 1920’ler, rejim bakanlığı 1933, sosyolojik çözümleme 1962.

Temel iddia

Kart

Temel iddia: önce olgu vardı, kuram sonra geldi

Bu dersin savı dört adımda toplanır.

  1. Kitleyi etkileme çabası çok eskidir; “propaganda” ise bir kilise kurulunun adıydı.
  2. Birinci Dünya Savaşı’nda devletler bu işi örgütledi: Britanya’da yurtdışına dönük bir bürolar ağı (kabine onayı 5 Eylül 1914), ABD’de bir komite (13 Nisan 1917).
  3. Savaştan sonra, uydurma vahşet hikâyeleri dahil, kullanılan yöntemler ortaya çıktı ve sözcük aldatma çağrışımı kazandı.
  4. Ardından iki tepki geldi: sözcüğü saklamak ya da yeniden adlandırmak (Creel, Goebbels, halkla ilişkiler) ve onu incelemek (Lasswell, Institute for Propaganda Analysis, Ellul).

Kısacası “propaganda kuramı” dediğimiz şey, bir olgunun ardından yazılmış çözümlemedir: olgu önce, kuram sonra.

Zimmermann telgrafı gibi savaş yıllarının istihbarat oyunları Lasswell ve Shannon–Weaver Modelleri dersinde işlendi; burada tekrar etmiyoruz. Kalabalıkların ve kitle toplumunun düşünsel zemini için Kitle Toplumu ve Kitle Kültürü Kuramı dersine bak.

Kavramlar sözlüğü

Kart

Kavramlar sözlüğü

  • Propaganda propaganda: Lasswell’a (1927) göre, sigara ikmali ya da yemeğin bileşimi gibi fiziksel koşulları değiştirmek yerine hikâye, söylenti, haber ve resim gibi anlamlı simgelerle görüş ve tutumları yönetme. Ona göre propaganda, düşmana karşı üç ana araçtan biridir: askerî baskı, ekonomik baskı ve propaganda.
  • Ajitasyon ve propaganda ajitprop: Plekhanov ve Lenin’e göre propagandacı çok fikri az sayıda kişiye, ajitatör bir ya da birkaç fikri kitleye sunar.
  • Beyaz, gri, kara propaganda beyaz, gri ve kara propaganda: kaynağın doğru gösterilmesi, gizlenmesi ya da sahte gösterilmesi.
  • Vahşet propagandası vahşet propagandası: düşmanın zulmünü anlatan, kimi doğru kimi doğrulanamaz hikâyelerle öfke uyandırma.
  • Halkla ilişkiler halkla ilişkiler: kuruluşun kamuyla ilişkisini yönetme mesleği; Bernays’in 1928 kitabında “halkla ilişkiler danışmanı”.
  • Kamuyu Bilgilendirme Komitesi Kamuyu Bilgilendirme Komitesi (Creel Komitesi): ABD’nin 1917 tarihli savaş propagandası ve bilgi kurumu; Creel Komitesi.
  • Kamuoyu kamuoyu: propagandanın hedef aldığı alan; ayrıntısı Propaganda ve Kamuoyu: Lippmann ve Lasswell dersinde.
Derin dalış

Derin: Türkçede “propaganda”, “telkin”, “yaygara”…

Türk Dil Kurumu sözlüğünde propaganda “İtalyanca” kökenli olarak geçer ve tek anlamı vardır: bir öğreti, düşünce ya da inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma; karşılık olarak yaymaca verilir. Aynı sözlükte beyaz propaganda (kaynağı belli ve görünür, doğru bilgilerle yönlendirme) ve gri propaganda (kaynağı görünür olmayan bilgilerle yönlendirme) ayrı maddedir. Kara propaganda ya da siyah propaganda için madde bulamadım; bu, terimin Türkçe yazında kullanılmadığı anlamına gelmez, yalnızca sözlük kaydını doğrulayamadığım demektir.

Dikkat çekici bir fark: sözlüğün “beyaz”ı doğruluğu tanımın içine katar; oysa Osgood’un aktardığı sınıflamada ölçüt yalnızca kaynağın doğru gösterilip gösterilmediğidir.

Telkin Arapça kökenlidir: “bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama”; ikinci anlamı bilinç dışı bir süreçle bir düşüncenin gerçekleşmesini anlatır. Bu kursta erken etki yazınındaki “suggestion” kavramının Türkçe karşılığı olarak bu sözcük kullanılıyor (telkin edilebilirlik). İkna ise sözlükte “inandırma” ile birlikte “kandırma”yı da içerir.

Yaygara sözlükte “gereksiz yere yüksek sesle bağırıp çağırma” ve “sızlanıp şikâyette bulunma”dır; propaganda karşılığı olarak bir kaynakta gördüğümü söyleyemem. Ajitasyon ise “körükleme” ve “duygu sömürüsü yapma”yı içerir.

Varsayımlar

Yanlış anlama avı

Efsane: “Propaganda yalandır”

Sık inanılan. Propaganda yalandan ibarettir; gerçek bir haber propaganda olamaz.

Belgelerin söylediği. Ellul’un İngilizce çevirisinin girişi, insanların propagandaya kolay av olmasının nedenlerinden birini tam bu inanç olarak gösterir: propagandanın yalnızca yalan ve uydurma hikâyelerden oluştuğu sanılır. Oysa modern propaganda türlü doğrularla çalışır: yarım doğru, sınırlı doğru, bağlamından koparılmış doğru.

Birinci Dünya Savaşı verileri iki yönde de gösterir. Lasswell 1927’de, propagandada “yalnızca doğru ifadeler” kullanılması gerektiğini söyleyen bir İngiliz yetkilinin ilkesini “uygulanamaz” bulur; savaşta bir hayli malzemenin sıfırdan uydurulduğunu yazar. Ama aynı sayfalarda uydurmanın inandırıcı kalma nedenini de açıklar: savaşta çok dehşet vardır ve bir “hardal tanesi kadar gerçek” çiçek açabilir. Belçika’da hem gerçek katliamlar hem doğrulanmayan hikâyeler vardı; ayrıntısı Kanıtlar bölümünde.

Sonuç: propagandanın ayırt edici yanı yalan olması değil, örgütlü, hedefli ve çoğu zaman kaynağı yönlendirilmiş bir etkileme çabası olmasıdır. Doğru bir bilgi de propaganda hizmetine girebilir; uydurma da.

Nasıl işler, adım adım

Adım adım

Nasıl işledi? Wellington House’un beş adımı

Britanya’nın yurtdışı propaganda bürosunun yöntemini, belgelenen kadarıyla adım adım izleyelim.

  1. Karar. Ağustos sonunda kabine, yurtdışında kamuoyunu bilgilendirecek ve etkileyecek, Almanya’nın yanlış haberlerine karşı koyacak bir örgütü konuşur; 5 Eylül 1914’te savaş boyunca sürecek bir örgüt kurulmasını uygun bulur. Barış zamanında bunun emsali yoktu.
  2. Kılıf. Büro, Ulusal Sigorta Komisyonu’nun binası Wellington House’ta çalıştı; başında Charles Masterman vardı. Lasswell’a göre malzemenin çoğu resmî bir kurumdan değil, özel bir kaynaktan çıkmış gibi dağıtıldı.
  3. Hedef. Yurtdışı kamuoyu; öncelik Amerikan kamuoyundaydı.
  4. Kanıt paketi. Wellington House, Alman zulmünü belgeleyecek bir rapor başlattı: 1915 tarihli Bryce Raporu. Lasswell bunun, uluslararası ün kazanmış, doğruluğuyla bilinen kişilerden bir komisyon kurma hilesiyle yapıldığını yazar ve bunu bir “dâhice hamle” diye anar.
  5. Sonuç. Rapor, özellikle Amerika’da uluslararası kamuoyunu Almanya’ya karşı çevirmede çok etkili sayılır; savaştan sonra tartışmalı bir mirasa dönüştü. Ayrıntısı Kanıtlar bölümünde.

Kaynağın gizlenmesi ile kaynağın itibarının ödünç alınması, aynı planın iki yüzüdür.

Hikâye

13 Nisan 1917: “Buna propaganda demedik”

ABD savaşa girdikten kısa süre sonra, 13 Nisan 1917’de Başkan Wilson 2594 sayılı yürütme kararnamesini imzalar: Dışişleri, Savaş ve Donanma bakanlarının yanında sivil bir başkan, gazeteci George Creel. Lasswell bunu, ayrı bir propaganda bakanı atamaya benzetir.

Creel yıllar sonra işi “dünyanın en büyük reklam macerası” diye anlatır ve ekler: onlar buna propaganda dememiştir, çünkü sözcük Alman elinde aldatma ve yozlaşmayla anılır olmuştur. Araçlar arasında basılı söz, konuşma, film, telgraf, telsiz, afiş ve tabela vardı; en ünlüsü gönüllü konuşmacılar ağı “Four Minute Men”di. Creel’in kendi hesabına göre 75.000 konuşmacı, yaklaşık 5.200 toplulukta yedi buçuk milyondan fazla konuşma yaptı. Yurtdışında komite otuzdan fazla ülkede çalıştı; yabancı basına haber ve resmî açıklamalar dağıttı, okuma salonları açtı, yabancı gazetecileri Amerika’ya getirdi, öğretmenlere ve işçi gruplarına özel çağrılar hazırladı. Kongre komiteyi 1919’da kapattı; Osgood bu kararı, hem propagandaya duyulan doğal güvensizliğe hem de başkanın komiteyi iç siyasal amaçlarla kullanabileceği korkusuna bağlar.

Bu sayılara temkinle bak: hepsi komitenin kendi tutanaklarından ve başkanının kendi kitabından geliyor.

Adım adım

Bir mesajı boyamak: üç soru

Bir propaganda örneğini renklerle sınıflamak için sırayla üç soru sor.

  1. Kaynak açıkça gösterilmiş ve doğru mu? Öyleyse beyaz. Örnek olarak ABD’nin resmî yayın kuruluşu Amerika’nın Sesi verilir.
  2. Kaynak belirtilmemiş ya da gizleniyor mu? Öyleyse gri. Yazarı belli olmayan, ama bir hükümetin işine yarayan gazete yazıları tipik örnektir.
  3. Gösterilen kaynak sahte mi? Öyleyse kara: mesaj başka birinden çıkmış gibi sunulur, çoğu zaman düşman gibi görünen bir kaynaktan, onu utandırmak için.

Tarihten örnekler: II. Dünya Savaşı’nda Britanya’nın Siyasal Savaş Yürütme Kurulu, sözde Alman “gizli” radyolar işletti; ABD’nin OSS’i de kara ve gri propaganda yapmakla yetkilendirilmişti. Franklin’in 1782 tarihli sahte gazete eki de bizim okumamıza göre erken bir “kara” örnek: gerçek bir gazetenin kimliği taklit ediliyor.

İki uyarı. Renkler kaynağın gösterilişiyle ilgilidir, içeriğin doğruluğuyla değil. Ayrıca adlandırmayı ilk kimin yaptığını doğrulayamadık; Türk Dil Kurumu sözlüğü “beyaz” ve “gri”yi madde sayar, “kara”yı saymaz.

Kanıtlar ve çalışmalar

Hikâye

Belçika, 1914: gerçek ile doğrulanamaz yan yana

Bir savaş propagandasının en zor yanı şudur: anlattıklarının bir kısmı doğru olabilir.

1914’te Alman ordusu Belçika’yı ve Kuzey Fransa’yı işgal ederken siviller öldürüldü. Tarihçiler John Horne ile Alan Kramer arşiv çalışmasıyla yaklaşık 6.500 Belçikalı ve Fransız sivilin ölümünü belgeler; Alman askerlerinin “sivil direniş” inancını da toplu bir sanrıya bağlarlar.

Britanya 15 Aralık 1914’te Bryce başkanlığında bir komisyon görevlendirdi; 1915 tarihli rapor 1.200’den fazla ifadeye dayanır. Rapor, özellikle Amerika’da uluslararası kamuoyunu Almanya’ya karşı çevirmede çok etkili sayılır. Savaştan sonra vahşet iddialarının abartıldığı savunuldu ve rapor çoğu kez savaş propagandası diye anıldı; bazı tarihçiler ise onu “büyük ölçüde doğru” buldu, tartışma bugün de tam kapanmış değil.

Aynı dönemin bazı anlatıları ise sınavı geçemedi. Lasswell, gazeteci Will Irwin’in Belçikalı bebeklerin elleri kesildi türü hikâyelerin çeşitli sürümlerini araştırıp hepsini kanıtsız ve son derece olasılık dışı bulduğunu aktarır. Ponsonby’nin 1928 tarihli kitabı da bu hikâyeye ayrı bir bölüm ayırır.

Yani tabloda hem gerçek acılar hem doğrulanmayan hikâyeler vardı; ve ikisi aynı propagandanın içinde dolaştı.

Adım adım

Bir hikâye nasıl dolaşıma girer: “kadavra fabrikası”

Bu, zaman çizelgesi olarak okunacak bir vaka. Aynı adımlar başka hikâyelerde de tanıdık gelir.

  1. 10 Nisan 1917. Savaş Bakanı’nın 1925’te aktardığına göre, Almanların ölülerini işleyen bir tesis kurduğu iddiası ilk kez Berlin’de çıkan Lokalanzeiger’de ve iki Belçika gazetesinde göründü.
  2. 17 Nisan 1917. The Times ile Daily Mail, Fransızca bir Belçika gazetesinden çevrilmiş sözde bir görgü tanığı anlatısını, Berlin gazetesinden çevrilmiş metnin yanına koyar; iki metin yan yana durunca bağımsız iki kaynak gibi görünür.
  3. Tartışma. “Kadaver” yalnızca hayvan leşi mi demek, insan cesedi de mi? Savaş Bakanlığı, sözlüklere ve ele geçirilen bir Alman ordu emrine dayanarak hikâyeyi destekleyici bulmuştu.
  4. 24 Kasım 1925. Savaş Bakanı Avam Kamarası’nda, 1917’de neye dayandıklarını anlatır ve o günden beri bir doğrulama gelmediğini kabul eder.
  5. 2 Aralık 1925. Dışişleri Bakanı Austen Chamberlain, Alman Şansölyesi’nin Alman hükümeti adına hikâyenin hiçbir zaman dayanağı olmadığını söylemeye yetki verdiğini bildirir ve İngiliz hükümeti adına bu yalanlamayı kabul eder.

Lasswell 1927’de bunu “düpedüz yalan” diye niteler, ama nedenini de ekler: savaşta çok dehşet olur, hikâye de inandırıcı kalır. Ponsonby 1928’de hikâyeye bir bölüm ayırdı.

Hikâye

İki adam, tek çekingenlik

Sahne bir: ABD, 1920. Creel, komitesinin işini anlattığı kitapta şunu yazar: biz buna propaganda demedik.

Sahne iki: Almanya, 1933. Yeni bakanlığın adı “Halkı Aydınlatma ve Propaganda”dır; kararname metninde de “aydınlatma ve propaganda” sözleri geçer. Ama Holocaust Ansiklopedisi’ne göre Goebbels başlangıçta “propaganda” sözcüğüne karşıydı, çünkü hem Almanya’da hem yurtdışında yalanla anılıyordu. Bakanlığın birinci yılından sonra adının “Kültür ve Halkı Aydınlatma Bakanlığı” olarak değiştirilmesini önerdi; Hitler reddetti.

İki karşıt siyasal düzen, aynı sözcükten aynı nedenle çekiniyor. Bu, sözcüğün yükünün tek bir rejime ait olmadığını, savaş sonrası dönemin ortak bir mirası olduğunu gösterir; bu derste ilerideki kart bunu Osgood’un çözümlemesiyle açacak.

Not: burada bir rejimin sözcüğü saklaması ile o rejimin ne yaptığı ayrı sorulardır. Sözcükten çekinmek, yapılan işin masum olduğunu göstermez; yalnızca sözcüğün o günlerde ne çağrıştırdığını gösterir.

Kart

1928: Propaganda’nın savunusu ve yeni bir meslek

Bernays 1928’de kitabına adı olarak Propaganda’yı koydu. Kitap, kitlelerin örgütlü alışkanlıklarının ve görüşlerinin bilinçli ve akıllıca yönetilmesinin demokratik toplumda önemli bir öğe olduğunu söyleyerek açılır; bu görünmez mekanizmayı işletenleri “görünmez hükümet” diye adlandırır.

Sözcüğün itibarını da düşünür: bir dergiden, sözcüğün “eski, güzel bir sözcük” olduğunu ve anlamının savaş sırasında uğursuzlaştığını söyleyen bir savunmayı alıntılar. Kendi tanımı şudur: modern propaganda, bir kuruluşla, fikirle ya da grupla kamunun ilişkisini etkilemek için olayları kuran veya biçimlendiren, tutarlı ve sürekli bir çabadır. Ve yeni bir meslek adı ortaya çıkar: “halkla ilişkiler danışmanı”.

Biyografi kaynakları, Bernays’in propaganda sözcüğünün olumsuz çağrışımını fark edip “halkla ilişkiler” adını kullandığını yazar. Kitabın kendisi ise iki adı yan yana taşır. Bu yüzden “sözcüğü değiştirdi”den çok, “sözcüğü savundu ve mesleği yeni adla tanıttı” demek, metne daha sadıktır. Bernays savaş yıllarında Kamuyu Bilgilendirme Komitesi’yle çalışmıştı; kitap, o deneyimin sivil hayata taşınmış hâli gibi okunabilir. Bu son cümle bizim okumamızdır.

Laboratuvar

Mini alıştırma: ajitatör mü, propagandacı mı?

Plekhanov’un ayrımını Lenin 1902’de aktarıp örnekler: propagandacı çok fikri bir ya da az sayıda kişiye sunar; ajitatör bir ya da birkaç fikri kitleye sunar. Lenin’in kendi örneği işsizlik: propagandacı krizlerin kapitalist nedenini ve kaçınılmazlığını anlatır; ajitatör ise herkesin bildiği çarpıcı bir olayı, örneğin işsiz bir işçi ailesinin açlıktan ölümünü alıp tek bir fikri “kitleye” sunar.

Şimdi sen dene (iki varsayımsal konuşma):

  • Konuşma A: Kırk kişilik bir okuma grubuna iki saat boyunca enflasyonun nedenlerini beş boyutta anlatan bir konuşmacı.
  • Konuşma B: Bir meydanda, mahalledeki bir çocuğun okulsuz kaldığını anlatıp tek bir cümleyle “bu düzen değişmeli” diyen bir konuşmacı.

Cevap: A propagandacı, B ajitatör. Örgütsel tarihini de bil: Sovyet Komünist Partisi Merkez Komitesi 1920’de Ajitasyon ve Propaganda Bölümü’nü kurdu; ajitprop bunun kısaltmasıdır. İç savaş yıllarında ajitasyon trenleri oyuncu topluluklarını, broşürleri ve müzisyenleri okuma yazması az köylülere taşıdı.

Küçük bir tuzak: Ellul “ajitasyon” sözcüğünü başka bir anlamda kullanır (bkz. derin kart).

Kart

1933: Barış zamanında bir propaganda bakanlığı

13 Mart 1933’te Cumhurbaşkanı Hindenburg ile Şansölye Hitler’in imzaladığı bir kararname, halk arasında hükümet politikasını anlatmak için “aydınlatma ve propaganda” yapacak bir Reich bakanlığı kurdu; başına Joseph Goebbels getirildi.

Holocaust Ansiklopedisi bunun barış zamanı için yeni bir fikir olduğunu yazar: o zamana kadar devletlerin propaganda kurumları, savaşın gerektirdiği geçici komiteler ya da kılık değiştirmiş bilgi bakanlıklarıydı. Bakanlığın amacı, Nazi mesajını sanat, müzik, tiyatro, film, kitap, radyo, eğitim gereçleri ve basın yoluyla iletmekti. Basın için bunun bir yüzü de, 4 Ekim 1933 tarihli Editörler Yasası’nın Yahudileri ve Yahudilerle evli olanları gazetecilikten dışlamasıydı.

Müzenin değerlendirmesi açık: Nazi propagandası, Avrupa Yahudilerinin zulmünde ve yok edilmesinde vazgeçilmez bir rol oynadı; nefreti körükledi ve onların kaderine karşı kayıtsızlığı besledi. Bu derste ayrıntıya girmiyoruz; buradaki noktamız tarihsel: propaganda, savaş komitesinden kalıcı bir devlet bakanlığına dönüştü.

Derin dalış

Derin: Bryce raporu kendi ağzından

Rapor, Asquith’in 15 Aralık 1914 tarihli görevlendirmesiyle kuruldu; yedi imzacısı var: Bryce, Pollock, Clarke, Digby, Hopkinson, Fisher ve Cox. Girişte yöntem şöyle anlatılır: Komiteden önce İçişleri Bakanlığı üç dört ay kanıt topladı; komiteye 1.200’den fazla ifade sunuldu. İfadeleri İngiltere’de hukuk bilgisi olan kişiler yazıya geçirdi, ama “yemin ettirme yetkileri” yoktu. Tanık adları, güvenlik gerekçesiyle açıklanmayacağına dair kesin söz verildiği için çıkarıldı. Aktarma bilgiler, başka bir doğrudan tanıkla doğrulanmadıkça reddedildi. Avukatların üzerinde iyi izlenim bırakmayan tanıklar elendi; “muhtemelen doğru” ama tek tanıklı bazı ifadeler de güvenli bulunmayıp atlandı.

Sonuç bölümü, Belçika’nın birçok yerinde “kasıtlı ve sistemli biçimde örgütlenmiş katliamlar” yaşandığı dahil bir dizi sonucu “kanıtlanmış” sayar.

Bunu okuyunca iki şey aynı anda doğru: (1) rapor kendi zamanına göre titiz bir süzgeç uyguladığını söylüyor; (2) yeminsiz ve isimsiz ifadelere dayanıyor ve bir propaganda örgütünün, Wellington House’un girişimiyle yayılıyordu. Tarihçiler bu iki gerçeği farklı ağırlıklarla tartar: kimi raporu “büyük ölçüde doğru” bulur, tartışma ise bugün de tam kapanmış değildir.

Derin dalış

Derin: Çürütenin hikâyesi de çürütülür

Sık anlatılan. Kadavra fabrikası hikâyesini bir İngiliz istihbarat generali, John Charteris, iki fotoğrafın yazılarını değiştirerek uydurmuş: biri gömülmek üzere taşınan Alman askerlerini, öbürü hayvan leşi işleme tesisine giden ölü atları gösteriyormuş; yazıları yer değiştirip Çin’e göndermiş. Lasswell 1927’de bunu anlatır, “düpedüz yalan” diye yorumlar ve kaynak olarak New York Times’ın 20 Ekim 1925 tarihli haberini gösterir.

Belgelerin söylediği. Bu sürüm, Charteris’in 1925’te New York’ta yaptığı konuşmanın gazete aktarımına dayanır. Neander ve Marlin şunları not eder: Charteris, İngiltere’de tepki görünce konuşmasının yanlış aktarıldığını söyledi; sonra yalnızca yayımlanmış “tahminleri” tekrarladığını ve bunların kendisine kesin bilgi diye mal edildiğini öne sürdü. Yazarlar iki anlatımın da tam dürüst olmadığını, birinde ya da ikisinde gerçeği çarpıttığını yazar. Ayrıca Charteris’in söz ettiği mektubu The Field dergisinde bulamamışlar ve hikâyenin yayılmasında asıl rolün Northcliffe basınında olduğunu savunurlar.

Ders: “Şu hikâyeyi falan kişi uydurdu” cümlesi de bir iddiadır ve o da kaynak ister. Sağlam kalan şudur: 1917’deki yayınlar ve 1925’teki yalanlama.

Eleştiriler ve sınırlar

Kart

Ellul: propaganda bir rejimin silahı değil, bir toplum biçimi

Ellul’un 1962 tarihli kitabı, propagandayı kimin yaptığından çok toplumun nasıl işlediğiyle ilişkilendirir. Kitabın çevirisinin girişine göre Ellul propagandayı, belirli kişilerce belirli amaçlarla yapılan bir şey olarak değil, toplumsal bir olgu olarak ele alır; ona göre propaganda teknoloji toplumunun ikiz kardeşidir. Amacı çoğu kez görüşü değiştirmek değil, mevcut eğilimleri keskinleştirmek ve insanı eyleme yöneltmektir.

Kitabın en tanınan ayrımı ikidir. Ajitasyon propagandası kısa süreli ve patlayıcıdır; enerjiyi harekete geçirir, çoğu zaman bir düşmana yönelik nefrete dayanır ve broşür, konuşma, afiş, söylenti gibi basit araçlarla yapılabilir. Entegrasyon propagandası ise yavaştır; kişiyi derinlemesine biçimlendirir ve kitle iletişim araçlarını gerektirir; Ellul’a göre çağımızın asıl önemli türüdür.

Sık yanlış aktarılan bir nokta: Ellul, eğitimin propagandadan koruduğu düşüncesine katılmaz. Entegrasyon propagandası rahat, kültürlü ve bilgili ortamlarda daha iyi işler; aydınlar köylülerden daha duyarlıdır, çünkü bir toplumun kalıplarını, ona muhalif olsalar bile paylaşırlar. Ajitasyon propagandası ise eğitimi ve bilgisi az olanlar için daha kolaydır.

Adil bir sınır: bu iddialar gözleme ve kuramsal akıl yürütmeye dayanır; bu derste onları sınayan bir çalışma sunmuyoruz. Ellul’u “kanıtlanmış yasa” değil, güçlü bir hipotez olarak oku.

Yanlış anlama avı

Efsane: “Propagandayı diktatörlükler kötü şöhretli yaptı”

Sık inanılan. Propaganda sözcüğü Nazi ve Sovyet rejimlerinin propagandasıyla kirlendi; demokrasiler ise “bilgilendirir”.

Belgelerin söylediği. Kenneth Osgood’a göre sözcük olumsuz yükünü Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından, bir demokrasinin propagandasından kazandı: 1920’lerdeki soruşturmalar Britanya’nın Amerika’ya yönelik kampanyasını ve uydurma Alman vahşet hikâyelerini ortaya çıkardı; birçok Amerikalı ülkesinin savaşa İngiliz propagandasıyla sürüklendiğini düşündü. Bu sıralama başka belgelerle de örtüşür: Creel 1920’de sözcükten çekinir; Bernays’in 1928’de aktardığı yazı anlamın “savaş sırasında” uğursuzlaştığını söyler; etimoloji sözlüğü de olumsuz yükü Birinci Dünya Savaşı çevresine bağlar.

İki ek. Osgood’a göre gözlemciler savaştan propagandanın gücüne dair efsanevi bir inançla çıktı; bunun ders kitabı biçiminde nasıl işlendiği için Şırınga ve Sihirli Mermi Modeli dersine bak. Ayrıca Osgood ile Neander ve Marlin, 1917’de uydurulan vahşet hikâyelerinin ifşasının, yirmi yıl sonra Holokost’a dair ilk haberlerin inanılmamasında payı olduğunu ileri sürer. Bu, tarihçilerin bir savıdır; payın ne kadar olduğunu ölçmek zordur.

Sonuç: sözcüğün yükü “bir rejimin günahı” değil, demokrasilerin bile kendi propagandasında yakalanmasının sonucudur.

Derin dalış

Derin: Ellul ile Lenin’in sözlükleri neden ters?

Ellul, kendi ayrımının Lenin’inkine “kısmen” benzediğini yazar ama şunu ekler: burada terimlerin anlamı tersine çevrilmiştir. Karşılaştıralım.

Lenin (1902, Plekhanov’u aktararak). Propagandacı çok fikri az sayıda kişiye, ajitatör bir ya da birkaç fikri kitleye sunar. Propagandacı nedenleri bütünüyle açıklar; ajitatör, herkesin bildiği çarpıcı bir olaydan tek bir fikri öne çıkarır.

Ellul (1962). Ajitasyon propagandası kısa süreli ve patlayıcıdır, nefrete ve basit duygulara dayanır, kişiyi gündelik hayatından koparıp coşkuya iter. Entegrasyon propagandası ise yavaş ve derindir; kişiyi topyekûn biçimlendirmeyi hedefler ve kitle iletişim araçlarını gerektirir.

Bizim okumamız: iki yazar aynı kavramsal alanı farklı eksenlerle böler. Lenin’in eksen “kaç fikir, kaç kişi”; Ellul’un ekseni “etki ne kadar sürer, ne kadar derine iner”. Lenin’in “propagandası” (çok fikir, az kişi, açıklama) Ellul’un “entegrasyonu” ile aynı yeri tutmaz, çünkü ilki bir öğretim işidir, ikincisi bir alışkanlık biçimlendirmesi.

Pratik sonuç: sınavda “ajitasyon” yazdığında kimin sözlüğüyle konuştuğunu belirt.

Derin dalış

Derin: Savaş propagandası tarihi üç dalgada nasıl yazıldı?

1. Savaşın hemen ardı: hayranlık ve inceleme. Lasswell 1927’de Wellington House’un girişimiyle çıkan Bryce Raporu’nu propaganda cephesinin “zaferlerinden biri” sayar ve komisyon kurma hamlesine “dâhice” der.

2. 1920’ler: ifşa. Osgood’a göre 1920’lerdeki soruşturmalar Britanya’nın uydurma vahşet hikâyelerini ortaya çıkardı. Kadavra hikâyesi 1925’te geri alındı; Ponsonby 1928’de bir “yalan derlemesi” yayımladı.

3. 2000’ler: yeniden tartma. Horne ve Kramer (2001) Belçika ve Kuzey Fransa’da 6.500 kadar sivilin öldürüldüğünü belgeledi, öte yandan Alman askerlerinin “sivil direniş” inancının bir sanrıya dayandığını gösterdi; bazı tarihçiler raporu “büyük ölçüde doğru” bulur; tartışma bugün de tam kapanmış değil. Neander ve Marlin (2010) kadavra hikâyesinin nasıl kurulduğunu Northcliffe basını üzerinden anlattı.

Sarkaç: hayranlık, sonra “hepsi yalandı”, sonra “karışık bir tablo”. Günlük konuşmada en çok yaşayan sürüm ikincisidir; oysa üçüncüsü belgelere daha yakındır. Osgood’a göre ayrıca savaştan propagandanın gücüne dair efsanevi bir inanç kaldı; o inancın ders kitabı sürümü Şırınga ve Sihirli Mermi Modeli dersinde.

Günümüzde: sosyal ve dijital medya

Kart

Bugün: “bilgisayarlı propaganda” envanterleri

Oxford Internet Institute’taki bir araştırma ekibi, siyasal amaçlı örgütlü sosyal medya manipülasyonunu ülke ülke saymaya çalıştı. 2019 envanteri, botlar, veri toplama ve trollerle bu tür taktikler kullanan 70 ülke buldu. 2020 envanteri ise sosyal medyayı siyasal konularda bilgisayarlı propaganda ve dezenformasyon için kullanan 81 ülke saptadığını, bir önceki raporda bu sayının 70 olduğunu yazar.

Bu dersten üç soru, bugüne de taşınabilir. Bunlar bizim akıl yürütmemiz, belgelenmiş bir araştırma bulgusu değil:

  1. Kim söylüyor ve bu açıkça gösteriliyor mu? (beyaz, gri, kara)
  2. Bu hikâye ilk nerede çıktı ve bağımsız bir ikinci kaynak var mı? (kadavra hikâyesi)
  3. Bu içerik benden ne yapmamı istiyor? (Ellul: eylem)

Bir ölçek uyarısı: “81 ülke” sayısı, olgunun nasıl tanımlandığına ve nasıl saptandığına bağlıdır. “81 ülkede bu tür örgütlü bir çaba bulundu” ile “81 ülkede propaganda var” aynı cümle değildir. Ayrıca sayılan şey çabanın varlığıdır; etkisini ölçmek ayrı bir soru ve ayrı kanıt ister.

Laboratuvar

Lab: iki gerçek afişi sınıflandır (1915 ve 1917)

Önce kendin dene. İki gerçek afişi sözlerle tarif ediyorum; yedi hileden (Institute for Propaganda Analysis) hangisi uyuyor, renk ne, hangi duygu hedefleniyor?

Afiş 1: “Destroy this mad brute — Enlist” (Harry R. Hopps, ABD Ordusu, 1917). Kıyıya çıkan iri, insan-maymun bir yaratık; başındaki sivri Alman miğferinde “militarism”, elindeki sopada “Kultur” yazıyor; öbür kolunda baygın bir kadın figürü; geride yıkıntılar.

Afiş 2: “Daddy, what did YOU do in the Great War?” (Savile Lumley, Parliamentary Recruiting Committee, 1915). Koltukta oturan bir baba; yerde oyuncak askerlerle oynayan küçük bir oğul; dizinde açık bir kitap tutan küçük bir kız.

Şimdi karşılaştır. Institute for Propaganda Analysis’in tanımına göre Name Calling, bir fikre kötü bir etiket takıp kanıtı incelemeden reddettirmektir. Afiş 1 buna oturur: düşman bir “canavar”, sopa ve miğfer de etiket. Ama afişin asıl gücü korku ve tiksinti uyandıran görüntüdür; yedi hilenin listesinde bunun adı yok. Afiş 2’de düşman yok; en yakın hile Band Wagon, ama gerçek silah utançtır: V&A kaydı bunu “duygusal şantaj” tonu diye niteler ve zorunlu askerliğin ancak 1916’da başladığını ekler.

Renk: ikisinde de yayıncı gösterilmiş, yani beyaz. Ders: kontrol listeleri işe yarar ama her şeyi yakalamaz.

Laboratuvar

Lab: ikna mı, propaganda mı?

Hayal et: aynı gün üç metinle karşılaşıyorsun (varsayımsal örnekler).

  • A. Belediye kütüphanesi kendi adıyla “Bu ay okuma kampanyası: ücretsiz üyelik” afişi asar.
  • B. Adı belirtilmeyen bir hesap, rakip bir mahalle derneği hakkında doğrulanmamış “tanık” hikâyeleri dolaştırır.
  • C. Bir bakanlık, kendi adını öne çıkarmadan “sıradan yurttaş” gibi konuşan gönüllülerle bir politikayı savunur.

Beş soru sor. Bu bizim çerçevemizdir; bilim insanları ikna–propaganda ayrımını farklı çizer ve bu bir mutlak yasa değildir:

  1. Kaynak görünür mü?
  2. Alıcının karşı ses duyma ve doğrulama imkânı var mı?
  3. İddialar sınanabilir mi?
  4. Gönderen kime yarar sağlıyor ve bunu söylüyor mu?
  5. Duygu mu ağır basıyor, bilgi mi?

A: kaynak görünür, iddia doğrulanabilir; beyaz ve bir ikna örneği. B: kaynak gizli, iddia sınanamaz; en az gri, uydurmaysa kara; propaganda tarafı. C: ortada kalır: kimlik tam gösterilmediği için gri tarafa kayar.

Bir Türkçe notu: Türk Dil Kurumu sözlüğü ikna’yı “inandırma” ile birlikte “kandırma” diye de tanımlar. Yani sözlüğün kendisi iki sözcüğün sınırını bulanık bırakır; bu yüzden ölçütleri açıkça yazmak daha güvenlidir.

Türkiye'den örnek

Hikâye

Ankara’da iki bin yıllık bir duvar

Ankara’da, Roma döneminde Ancyra denen kentte, Augustus için yapılmış bir tapınağın duvarlarında bir metin yazılıdır: imparatorun kendi işlerinin özeti, Res Gestae Divi Augusti. Metnin bronz levhalara yazılıp Roma’da Augustus’un mozolesinin önüne dikilmesi isteniyordu; levhalar günümüze ulaşmadı. Ama metin, imparatorluktaki birçok Augustus tapınağının duvarına kopyalanmıştı; Ancyra’daki kopya, en eksiksiz olanıdır.

Ankara’da metnin Latince aslı tapınağın giriş bölümünün iç duvarlarına, Yunanca çevirisi ise dış duvara yazılmıştı; tapınağa bitişik Türk evleri, Yunanca kısmın okunmasını uzun süre zorlaştırdı. Yazıtı Batı’ya ilk duyuran, Ferdinand’ın elçisi olarak 1555’te Amasya’da Sultan Süleyman’ın yanına gönderilen Busbecq’tir; yazıtı okuyup tanıdı ve bir kısmının kopyasını yayımladı.

Neden burada? Devlet iletişiminin “propaganda” sözcüğünden çok önce, kalıcı bir yüzeye ve kopyalama planıyla işlendiğini gösterdiği için. Metnin yalnızca Latince değil Yunanca da yazılmış olması, bizim okumamıza göre, farklı okur kitlelerini hesaba katmanın bir işaretidir; kaynaklar iki dilin nedenini söylemiyor. Bu metnin “propaganda” sayılıp sayılmayacağı ve içeriğinin ne kadar doğru olduğu ayrı sorular; burada yalnızca yeri ve yöntemi belgeliyoruz.

Sınavda böyle sorulur

Kart

Sınavda böyle sorulur

Sık çıkan kalıplar

  • “Propaganda sözcüğünün kökeni?” → Congregatio de Propaganda Fide, 1622, Papa XV. Gregorius; Latince propagare.
  • “Wellington House / Creel Komitesi?” → Britanya (1914) ve ABD (1917); Creel Komitesi, Kamuyu Bilgilendirme Komitesi’nin (CPI) başkanına atfen kullanılan addır.
  • “Kadavra fabrikası / Bryce Raporu?” → vahşet propagandası örnekleri: biri uydurma (1925’te geri alındı), öbüründe gerçek ve doğrulanamayan bir arada.
  • “Beyaz, gri, kara propaganda?” → kaynağın gösterilişine göre sınıflama.
  • “Ajitasyon–propaganda” → Plekhanov ve Lenin; “ajitasyon–entegrasyon” → Ellul.

Cazip yanlışlar

  • 1622 ile 1627’yi karıştırmak; Lasswell (1927) ile Bernays’i (1928) karıştırmak; Creel’i Bryce ile karıştırmak.
  • “Propaganda hep yalandır.” Ellul’un çevirisinin girişi ve Lasswell buna karşı çıkar.
  • “Olumsuz yük Nazilerle başladı.” Osgood’a göre savaş sonrasında başladı.

Türkçe yazında alternatif adlar: propaganda (Türk Dil Kurumu sözlüğünde yaymaca karşılığıyla); ajitasyon; halkla ilişkiler; vahşet (zulüm) propagandası; Creel Komitesi. “Kamuyu Bilgilendirme Komitesi” ve “Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı” bu dersin çevirileridir; kaynaklar farklı karşılıklar kullanabilir.

Adım adım

Açık uçlu soru: beş adımlı iskelet

“Propagandanın tarihsel gelişimini açıklayınız” türü bir soruda şu iskeleti kullan.

  1. Sözcüğü ver. 1622, Propaganda Fide, “yaymak”; başlangıçta olumsuz değil.
  2. Dönüm noktasını söyle. Birinci Dünya Savaşı: Wellington House (1914), Kamuyu Bilgilendirme Komitesi (1917).
  3. İki örnek ver. Bryce Raporu (gerçek ile doğrulanamaz yan yana) ve kadavra fabrikası (uydurma; 1925’te geri alındı).
  4. Yükü açıkla. Savaş sonrası ifşa; Creel’in 1920 tarihli çekingenliği, Bernays’in 1928 tarihli savunusu ve Goebbels’in çekingenliği.
  5. Kuramlara bağla. Lasswell 1927, Institute for Propaganda Analysis 1937, Ellul 1962; beyaz, gri, kara ayrımı.

Bir cümlelik giriş örneği: “Propaganda sözcüğü 1622’de bir kilise kurulunun adıyken, Birinci Dünya Savaşı’nda devletlerin örgütlü bilgi ve etkileme çabasına dönüşmüş, savaş sonrasında uydurma vahşet hikâyelerinin ifşasıyla aldatma çağrışımı kazanmıştır.”

Özet kartı

Özet

Özet kartı

  • Sözcük: Congregatio de Propaganda Fide (1622), Latince “yaymak”; siyasal anlamı Birinci Dünya Savaşı’nda yerleşti, başta yargılayıcı değildi.
  • Olgu önce, kuram sonra: Franklin’in 1782 sahte gazete eki gibi hileler, sözcüğün siyasal anlamından öncedir; ölçek ve örgüt 1914’ten (Wellington House) ve 1917’den (Creel Komitesi) gelir.
  • Vahşet propagandası: Belçika’da gerçek katliamlar (yaklaşık 6.500 sivil) ile doğrulanamayan hikâyeler yan yana; kadavra fabrikası uydurmaydı ve 1925’te geri alındı.
  • Yük: Creel (1920) ve Goebbels sözcükten çekindi; Osgood’a göre olumsuz çağrışım savaş sonrasında, bir demokrasinin propagandasının ifşasından doğdu.
  • Bernays (1928): sözcüğü savundu ve “halkla ilişkiler danışmanı” mesleğini tanıttı.
  • Rejimler: Sovyet ajitprop (1920) ve Almanya’da propaganda bakanlığı (13 Mart 1933).
  • Ellul (1962): propaganda toplumsal bir olgudur; ajitasyon ve entegrasyon; entegrasyon kültürlü ortamda daha iyi işler.
  • Renkler: beyaz, gri, kara kaynağın gösterilişine göredir; doğrulukla karıştırma.
  • Sınav: 1622 ile 1627’yi, Lasswell 1927 ile Bernays 1928’i karıştırma; Ellul ile Lenin’in “ajitasyon” sözlüğünü ayır.

Metin, doğrulanmış kaynaklardan yapay zekâ desteğiyle yazıldı. Bu içerik nasıl hazırlandı?

Bu dersin sorularını çöz Sorular ayrı bir alanda ve ilerlemene göre gelir.