AyarlarHesap

Ünite 2: Güçlü Etki Varsayımı ve Propaganda

Propaganda ve Kamuoyu: Lippmann ve Lasswell

Lippmann (1922) insanların dünyaya değil kafalarındaki resimlere (sözde çevre) yanıt verdiğini, Lasswell (1927) propagandanın bu resimleri anlamlı simgelerle yönetmeye çalışan bir teknik olduğunu anlatır; Dewey ikisine kamuyu küçültmek yerine iletişimi düzeltmek gerektiği yanıtını verir; “Lippmann–Dewey tartışması” ise 1920’lerde değil 1980–90’larda kurulmuş bir hikâyedir.

  • 40 dk
  • Güncelleme: 20 Eylül 2026
Bu dersin içeriği
  1. Kâsedeki kabuklular ve “kamuoyu”
  2. Savaş bitti, sözcük kaldı
  3. Kimler, hangi yıl?
  4. Derin: Kim kimi kaynakçasına yazdı? (Derin dalış)
  5. Resim, dünyanın yerine geçer
  6. Propaganda her tür baskı değildir
  7. Kavramlar sözlüğü: yalan değil, resim
  8. Derin: Public Opinion’ın haritası (Derin dalış)
  9. Derin: “Stereotip” bir matbaa sözcüğüydü (Derin dalış)
  10. Lippmann “halk aptaldır” demedi
  11. Üçüncü perdenin ortasında gelen seyirci
  12. Bir olay kafamıza nasıl varır? (Lippmann’a göre)
  13. Lasswell’ın tramvayı
  14. Derin: Lasswell’ın “teknisyen” propagandacısı (Derin dalış)
  15. Kırk uzman, yirmi saniye
  16. İki kitap, iki tür malzeme
  17. Hiç yapılmamış bir düello
  18. Dewey’nin yanıtı: hayalet değil, tutulma
  19. İki kitap, “şırınga” hikâyesine nasıl bağlanıyor?
  20. Derin: Lippmann’ın değişen itibarı (Derin dalış)
  21. Derin: “Rıza” üç fiil, üç yazar (Derin dalış)
  22. Kaydırdığın ekran da bir çevre
  23. Lab: Mars “paniği”nde sözde çevre
  24. Lab: “Rıza imalatı” kimin cümlesi?
  25. Sınavda böyle sorulur
  26. Derin: Türkçede kamuoyu, kanaat, rıza (Derin dalış)
  27. Özet kartı

Bağlam ve doğuş

Hikâye

Kâsedeki kabuklular ve “kamuoyu”

12 Temmuz 1918’de bir New York gazetesi, propagandacının işini şöyle anlattı: eğitimli bir propagandacı için kamuoyunun zihni, içine sözcüklerin ve düşüncelerin “asit gibi” damlatıldığı bir havuzdur; tepkiler de önceden bellidir. Tıpkı Profesör Loeb’in bir kâseye bir damla kimyasal katıp bin kabuklu canlının başıboş yüzmesini bitirmesi ve hepsini ışığa doğru koşturması gibi.

Bu sahneyi bugün okuyabiliyoruz, çünkü Lasswell onu 1927 tarihli Propaganda Technique in the World War kitabında alıntılıyor; ABD Askerî İstihbaratı’nın bir kitapçığından aktarıyor. Ama alıntıyı kendi kuramı diye sunmuyor. Onu, bir gazetenin propagandacıya yakıştırdığı “her şeyi önceden bilme” hâli olarak anıyor ve ancak yayılmadan önce sınama yöntemleri bulunursa propagandacının o hâle biraz yaklaşabileceğini yazıyor. Yani kitabın kendisi, karikatürün gerçeğe ne kadar uzak olduğunu biliyor.

Bu ders iki kitabı yan yana okuyor. Biri Walter Lippmann’ın Public Opinion’ı (1922): insanların kafasındaki resimler dünyaya neden uymuyor? Öteki Lasswell’ınki (1927): birileri o resimlere nasıl el atıyor? Yolun sonunda ikisine verilmiş bir yanıt da var: John Dewey’nin 1927 kitabı.

Kart

Savaş bitti, sözcük kaldı

Lasswell’ın kitabının ilk sayfalarından biri, dönemin ruh hâlini tek cümlede yakalar: ortaya bir sözcük çıkmıştır ve birçok zihinde “an ominous clang”, yani uğursuz bir çınlama yapmaktadır: propaganda. İnsanlar, kendilerini aldatıp alçalttığını sandıkları bilinmez bir kurnazlıktan huzursuzdur.

Bu huzursuzluğun devletteki karşılığı, ABD’de Committee on Public Information’dı (Halkı Bilgilendirme Komitesi). Başkan kararnamesiyle 13 Nisan 1917’de kuruldu, başında George Creel vardı ve 21 Ağustos 1919’da kaldırıldı. Ayrıntısını Propagandanın Tarihi dersinde göreceksin.

İki yazarın da savaşla bağı belgeli. Lippmann savaş yıllarında, Wilson’ın On Dört Madde’sine zemin hazırlayan gizli araştırma grubunun (Inquiry) yürütücü sekreteriydi; ayrıca askerî istihbaratta yüzbaşı olarak, Batı Cephesi’nde propaganda yürütmek üzere görevlendirildi. Lasswell ise bir kitap boyu savaş propagandasını inceledi. Giriş sayfalarında, propaganda ya da “tanıtım” (publicity) mesleğinin yeni mensuplarının kendi uygulamalarını yazıya dökmeye başladığını, Bernays ile Wilder ve Buell’in kitaplarının bu yöndeki öncüler olduğunu söyler. (Bernays ve Creel’i başka derslerde daha yakından tanıyacaksın.)

Kısacası: 1922 ve 1927 kitapları, propagandanın hem korkulan hem de meslekleşen bir şey olduğu bir dünyada yazıldı.

Kimler, ne zaman

Kart

Kimler, hangi yıl?

Üç yazarı ve dört tarihi aklında tut.

  • Walter Lippmann (1889–1974): gazeteci ve yorumcu. Public Opinion (1922) ve The Phantom Public (1925).
  • Harold Lasswell (1902–1978): siyaset bilimci. Propaganda Technique in the World War (1927).
  • John Dewey (1859–1952): filozof. The New Republic’te Lippmann’ın iki kitabına olumlu incelemeler (1922 ve 1925) yazdı; 1926’da verdiği konferans dizisi 1927’de The Public and Its Problems olarak yayımlandı.

Doğum yılları da sırayı toparlar: Dewey, Lippmann’dan otuz yıl önce (1859’da), Lasswell ise ondan on üç yıl sonra (1902’de) doğdu; yani üç yazar arasında kırk üç yıllık bir aralık var.

Hafıza kancası: 1922 resim, 1925 hayalet, 1927 teknik ve yanıt.

Sonraki adlar: Bernays’in “engineering of consent” makalesi 1947’de; Herman ile Chomsky’nin Manufacturing Consent’i 1988’de; “Lippmann–Dewey tartışması”nı sorgulayan Schudson’un makalesi 2008’de. Bernays, Herman ve Chomsky bu derste yalnızca birer ad olarak geçer.

Derin dalış

Derin: Kim kimi kaynakçasına yazdı?

Bu kitaplar birbirinden habersiz değildi. Üç belge, küçük bir zincir kuruyor (üçünün metnini de açıp okuduk):

  • Lasswell’ın 1927 kitabı. Sondaki kaynakça notunda, “genel kamuoyu ve propaganda çalışmaları” başlığı altında Lippmann’ın Public Opinion (1922) ve The Phantom Public (1925) kitapları ile Bernays’in Crystallizing Public Opinion (1923) kitabı listelenir. Taranmış iki metinde Lippmann’ın adına kaynakça dışında rastlamadık: bu bir okuma listesidir, bir tartışma değil.
  • Dewey’nin 1927 kitabı. Bir dipnot Lippmann’ın iki kitabını anar ve Dewey’nin bu kitaplara yalnızca o nokta için değil, fikirler için de borç duyduğunu söyler.
  • McCombs ve Shaw (1972). Makalenin taranmış metninde Lippmann’ın adına rastlamadık; ama terimi orada: medyada yansıyan “pseudo-environment”, kampanyanın kusursuz bir temsili değildir. Iyengar, Peters ve Kinder (1982) ise deneylerinin Lippmann’ın “yarım yüzyıl önceki” şüphesini desteklediğini yazar. Türkçe bir çalışma da gündem belirleme yazınının ilk kaynak olarak genellikle Lippmann’ın Kamuoyu’na atıf yaptığını belirtir.

Bu zincirin son halkalarını Gündem Belirleme dersinde daha ayrıntılı bulabilirsin.

Temel iddia

Yanlış anlama avı

Resim, dünyanın yerine geçer

Sanılan. Kamuoyu, insanların dünyayı olduğu gibi görüp ona göre edindiği düşüncelerin toplamıdır.

Lippmann’ın hamlesi. Tek cümlede kurabilirsin: siyaset dünyası “out of reach, out of sight, out of mind”, yani erişimimizin, görüşümüzün ve aklımızın dışındadır; keşfedilmesi, haber verilmesi ve hayal edilmesi gerekir. Biz de ona kafamızdaki resimle yanıt veririz. (Adalıların 1914 sahnesini ve “kafamızdaki resimler” başlığını Gündem Belirleme dersinde okudun; burada tekrarlamıyoruz.)

Sonra bir ayrım yapar: insanların kendileri, başkaları, ihtiyaçları, amaçları ve ilişkileri hakkında kafalarındaki resimler, onların kamuoylarıdır. Bu resimlerden gruplarca ya da grup adına hareket eden bireylerce eyleme dökülenler ise “Public Opinion with capital letters”, yani büyük harflerle Kamuoyu’dur. Yani Lippmann kamuoyunu bir anket toplamı ya da halkın iradesi diye değil, eyleme dönüşmüş resimler diye tanımlar. Bizim yorumumuz: bu ayrım işe yarar, çünkü “halk ne düşünüyor?” sorusu iki ayrı şeyi karıştırabilir: insanların kafasındaki resimleri mi soruyorsun, yoksa eyleme dönenleri mi?

Kitabın büyük kaygısı buradan çıkar: demokrasi kuramı, özgün biçimiyle, kafalardaki resimlerin dışarıdaki dünyayla kendiliğinden örtüşmediği sorunuyla hiç ciddi biçimde yüzleşmemiştir. Türkçe çalışmalar kitabı Kamuoyu adıyla anar.

Yanlış anlama avı

Propaganda her tür baskı değildir

Sanılan. Propaganda, savaşta bir toplumu yola getirmek için yapılan her şeydir: kısıtlama, yasak, hatta yemek payı.

Lasswell’ın 1927 kitabındaki tanım. Propaganda “the control of opinion by significant symbols” işidir; daha somut ve daha az kesin konuşulursa hikâyeler, söylentiler, haberler, resimler ve öteki toplumsal iletişim biçimleriyle yapılır. Kanaat ve tutumları, çevredeki ya da bedendeki koşulları değiştirerek değil, toplumsal telkinin doğrudan yönlendirilmesiyle yönetmektir. Sınırı bilerek çizer: sigara payını artırmak ya da yemeğin kimyasal bileşimini değiştirmek gibi nesnel koşulları değiştirerek morali yükseltmek propaganda sayılmaz. Moral sorununun yalnızca bir parçasının propaganda sorunu olduğunu da yazar: propaganda, başvurulacak pek çok araçtan biridir ve kapsamı “limited though important”, yani sınırlı ama önemlidir.

Propaganda ayrıca tek araç değildir. Lasswell düşmana karşı üç ana araç sayar: askerî baskı, ekonomik baskı ve propaganda. “Propagandanın Sonuçları” bölümünde savaşın üç cephede (askerî, ekonomik, propaganda) yürütüldüğünü söyler ve propagandayı “a passive and contributory weapon”, yani edilgen ve katkı sağlayan bir silah diye niteler; asıl işlevi düşmanın savaşma isteğini yıkmaktır.

Kavramlar sözlüğü

Kart

Kavramlar sözlüğü: yalan değil, resim

  • Sözde çevre sözde çevre: insanla gerçek çevre arasına giren, davranışın yanıt verdiği temsil. Lippmann uyarır: “By fictions I do not mean lies”, yani kurgu yalan demek değildir.
  • Stereotip stereotip: dünyayı önce tanımlayıp sonra görmemizi sağlayan, kültürün verdiği kalıp.
  • Kamuoyları ve büyük harfli Kamuoyu: kafalardaki resimler ve gruplarca eyleme dökülenler. (Noelle-Neumann’ın kamuoyu anlayışı için kamuoyu.)
  • Her şeyi bilen yurttaş (omnicompetent citizen): demokrasi kuramının varsaydığı, her konuda yetkin ve ilgili yurttaş. Lippmann’a göre bu kabul en fazla küçük bir köyde kabaca doğrudur.
  • Örgütlü istihbarat (organized intelligence): Lippmann’ın çözüm önerisi: karar vericilere görünmeyen olguları gösteren bağımsız uzman büroları.
  • Rızanın imalatı rızanın imalatı: Lippmann’ın 1922’de kullandığı ifade; sonraki kullanımları ayrı bir hikâye.
  • Hayalet kamu hayalet kamu: Lippmann’ın 1925’te, olayları yönlendiren bir kamu fikrine verdiği ad.
  • Teknisyen propagandacı teknisyen propagandacı: bu dersin kısaltması; Lasswell’ın kendi terimi değil.
  • Lippmann–Dewey tartışması Lippmann–Dewey tartışması: 1980’lerde kurulmuş bir hikâye.
  • Başka derslerin kavramları: şırınga (sihirli mermi) modeli, güçlü etki varsayımı, Lasswell formülü (1948’in konusu; bu derste yok).

Tuzak: sözde çevre, “medyanın uydurduğu yalanlar” demek değildir.

Derin dalış

Derin: Public Opinion’ın haritası

Kitap sekiz kısım ve yirmi sekiz bölümden oluşur; başlıklar içindekiler dizininden:

  1. Giriş (I): “The World Outside and the Pictures in Our Heads”.
  2. Dış dünyaya yaklaşımlar (II–V): sansür ve gizlilik; temas ve fırsat; zaman ve dikkat; hız, sözcükler ve açıklık. Bunlar, dünyanın kafamıza damla damla gelmesinin dış sınırlarıdır.
  3. Stereotipler (VI–X): stereotipler; savunma olarak stereotipler; kör noktalar; kodlar ve düşmanları; stereotiplerin saptanması.
  4. Çıkarlar (XI–XII).
  5. Ortak iradenin oluşumu (XIII–XV): “rızanın imalatı” ifadesi bu kısmın son bölümünde, XV’te geçer.
  6. Demokrasi imgesi (XVI–XX): geleneksel demokrasi kuramının ve İngiliz lonca sosyalizminin (Guild Socialism) eleştirisi.
  7. Gazeteler (XXI–XXIV).
  8. Örgütlü istihbarat (XXV–XXVIII): çözüm önerisi; son bölümün adı “The Appeal to Reason”.

İlk beş kısım kitabın betimleyici bölümüdür; demokrasi kuramının çözümlemesi bunun ardından gelir. Bunu Lippmann girişte kendisi söyler. Yani “rızanın imalatı” cümlesini bir teşhis olarak okuyorsan, ilaç kitabın son kısmındadır.

Derin dalış

Derin: “Stereotip” bir matbaa sözcüğüydü

Stereotip sözcüğü matbaadan gelir: Yunanca stereos (katı) ile Fransızca type’tan türeyen sözcük, 18. yüzyılın sonunda “bir levhadan baskı yapma yöntemi” anlamıyla kayda geçer. “Değişmeden sürdürülen imge” anlamı 1850’ye kadar kaydedilir; “bir kişi ya da grup hakkında önceden kurulmuş, fazla basit tasarım” anlamı ise 1922’de Lippmann’ın Public Opinion’ında belgelenir. Bir dil bilimci de kavramın sosyal ve psikolojik çalışmalara Lippmann’ın bu kitabıyla girdiğini yazar. (Kaynaklar tarihte ayrışıyor: biri Fransız matbaacı Firmin Didot’nun sözcüğü 1796’da kullandığını yazıyor, öteki 1798 tarihli bir kayıt veriyor; biz yalnızca “18. yüzyılın sonu” diyoruz.)

Bir ayrıntı: Lippmann’ın metninde, okuduğumuz kadarıyla, matbaa kökenine açıkça değinen bir cümle yok; sözcüğü doğrudan, kültürün bize “kalıp hâline getirdiği” şeyler için kullanıyor. Matbaa bağlantısı Lippmann’dan değil, sözcüğün tarihinden geliyor. Bizim yorumumuz: benzetme yine de anlamlı: bir levha bir kez dökülür, sonra aynı imgeyi durmadan basar, tıpkı doğrulanmadan yinelenen bir kalıp gibi.

Varsayımlar

Yanlış anlama avı

Lippmann “halk aptaldır” demedi

Sanılan. Lippmann, halkı beceriksiz sayan ve yönetimi uzmanlara devretmek isteyen bir elitisttir.

Kayıtlar ne söylüyor? Kitabın kendi cümlesi: “every one of us is an outsider”, yani hepimiz, modern yaşamın birkaç yönü dışında, dışarıdan bakanlarız; dışarıdakinin ne zamanı, ne dikkati, ne ilgisi, ne de özel bir yargı için donanımı vardır. Schudson’un okumasıyla “yetersizlik” kişinin özelliği değil, bir konumun özelliğidir; asıl hedef, yurttaşı her konuda yetkin sayan omnicompetent citizen öğretisidir. Lippmann bu öğretinin köy için, pratikte doğru olduğunu bile kabul eder; sorun, köyün resminin karmaşık uygarlığa uygulanmasıdır.

Çözüm önerisi de “uzmanlar yönetsin” değil. İstihbarat büroları karar vericilere görünmeyen olguları gösterir; amaç, uzman yükünü her yurttaşın omzuna yüklemek değil, bu yükü “push that burden away from him towards the responsible administrator”, yani sorumlu yöneticiye doğru itmektir. Ama Schudson da Lippmann’ın uzmanlara fazla güvendiğini kabul eder: “Yes, of course”.

Kart

Üçüncü perdenin ortasında gelen seyirci

1925’te Lippmann daha da ileri gitti. The Phantom Public’in açılış imgesinde özel yurttaş, arka sırada oturan sağır bir seyirciye benzer: sahnedeki gizeme kulak vermesi gerekir ama uyanık kalamaz. Altıncı bölümde net konuşur: olayların gidişini yönlendiren bir kamu olduğu inancına “a mere phantom”, yani salt bir hayalet der. Kamu sabit bir insan topluluğu değildir; bir işle ilgilenen ve ona ancak aktörlerin yanında ya da karşısında yer alarak etki edebilen kişilerdir.

Bu kamuyu nasıl hayal ettiğine bak: kamu üçüncü perdenin ortasında gelir, son perde inmeden ayrılır; kimin kahraman, kimin kötü adam olduğuna karar verecek kadar kalır. Yani kamunun işi politika yazmak ya da ayrıntıyı yargılamak değil, aktörlerin işine ara sıra müdahale etmek; yandaş ya da karşıt olmaktır.

Bu, demokrasiden vazgeçmek değil. Dewey, kitabı bir “statement of faith in a pruned and temperate democratic theory” diye niteledi; yani budanmış, ölçülü bir demokrasi kuramına inanç açıklaması (Schudson’un aktardığı biçimiyle). Lippmann demokrasiyi bırakmıyor; ondan beklediğimizi küçültüyor.

Nasıl işler, adım adım

Adım adım

Bir olay kafamıza nasıl varır? (Lippmann’a göre)

  1. Olay uzaktadır. Siyaset dünyası “out of reach, out of sight, out of mind”. Keşfedilmesi, haber verilmesi ve hayal edilmesi gerekir.
  2. Erişim daralır. Lippmann girişte sınırları sayar: yapay sansürler, sınırlı toplumsal temas, gün içinde az zaman ve dikkat, olayların çok kısa mesajlara sıkışması, karmaşık bir dünyayı küçük bir sözcük dağarcığıyla anlatma güçlüğü ve yerleşik düzeni tehdit eden olguları görme korkusu (II–V. bölümler bunları açar).
  3. Damla damla haber gelir. Dışarıdan gelen, Lippmann’ın deyişiyle “trickle of messages”, yani ince bir mesaj sızıntısıdır.
  4. Kalıplar boşluğu doldurur. Önce tanımlar, sonra görürüz; eksik parçayı kültürün verdiği kalıp tamamlar (VI. bölüm).
  5. Kalıplar çıkarla birleşir. Kalıplardan oluşan desen, kişinin kendi çıkarlarıyla özdeşleşir (kitabın “çıkarlar” kısmı, XI–XII).
  6. Grup resme göre davranır. Davranışın sonuçları, resmin bulunduğu sözde çevrede değil, eylemin gerçekleştiği gerçek çevrede ortaya çıkar.
  7. Çarpışma. Resim ile dünya arasındaki uyumsuzluk sonunda “butting one’s head against a stone wall”, yani bir taş duvara kafa atma duygusu yaratır: hatanın bedeli gerçek çevrede ödenir.

Bu bir enjeksiyon değil: mesajın önünde erişim sınırları, ardında kalıplar ve çıkarlar, sonunda gerçek çevre var.

Adım adım

Lasswell’ın tramvayı

Lasswell propagandanın nasıl işlediğini soyut bir “etki” olarak değil, bir iş listesi olarak anlatır. Kitapta izlediğimiz adımlar şunlar:

  1. Hedefi seç. Dört stratejik amaç var: düşmana karşı nefreti seferber etmek; müttefiklerin dostluğunu korumak; tarafsızların dostluğunu ve mümkünse işbirliğini kazanmak; düşmanı moralsizleştirmek.
  2. Kitleyi tanı. Her özel grup savaşı kendi imgesine göre yeniden kurar; propagandacının işi çoğu kez “to facilitate, rather than to fabricate”, yani kolaylaştırmaktır, uydurmak değil.
  3. Öneriyi gruba uydur. Protestanlara savaşın büyük bir Protestan haçlı seferi olduğunu, Katoliklere büyük bir Katolik hareketi olduğunu söylemek mümkündür; ama aynı izleyiciye ikisini birden söylemek saçmadır. Aynı bağlamda çelişkiden kaçınılır.
  4. Taşıyıcıyı bul. Bir tramvaydaki yolcular iç panolardan, hat boyundaki ilanlardan, okudukları gazetelerden, kulak misafiri oldukları konuşmalardan, ellerine tutuşturulan bildirilerden ve duraklardaki gösterilerden etkilenebilir.
  5. Kendini kitlenin yerine koy. En sağlam yöntem, hayalinde etkilenecek kişilerin yerine geçmek ve dikkatlerine giden bütün yolları taramaktır; bunun ardından her durum, kendi olanakları açısından sınanır.
Derin dalış

Derin: Lasswell’ın “teknisyen” propagandacısı

“Teknisyen propagandacı” bu dersin kısaltmasıdır, Lasswell’ın kendi terimi değil teknisyen propagandacı. Arkasındaki cümleler ise onun: kitabın adı zaten Propaganda Technique ve giriş sayfaları, yeni bir meslekten söz eder.

  • “Propaganda has become a profession”, der; modern dünyanın, yalnızca zihinleri değiştirmenin ya da zihinleri kendi inançlarına bağlamanın yollarını inceleyen bir uzmanlar kadrosu geliştirmekle meşgul olduğunu yazar; devletlerin giderek bu meslekten propagandacılara başvuracağını öngörür.
  • Bir yazarın (Wreford’un) “uzman propagandacı” tarifini alıntılar: hangi kesimin, temsil ettiği çıkarlara sempatiyle bakacağını seçer; o çıkarların hangi yanı bu kesimin eğilimlerine hitap eder, onu belirler; sonra bunları çekici sunar.
  • “The working propagandist”, yani çalışan propagandacı, reklam yazınının afişlerin renk ve boyutları üzerindeki ayrıntılı bilgisine ihtiyaç duyar; ama Lasswell bunu vazgeçilmez ve aynı zamanda ikincil (“ancillary”) sayar.

Bu bir teknik bakıştır; ama kitap yalnızca bir kılavuz değil. Sonlara doğru Lasswell, propagandanın mekanizmalarını aydınlatmanın, egemenlik, demokrasi ve bireysel kanaatin kutsallığı gibi “yaygın dogmaları” eleştiriye açacağını yazar; hatta propaganda çalışmasının, Anatole France’ın demokrasinin (ve tüm toplumun) “is run by an unseen engineer”, yani görünmez bir mühendis tarafından yönetildiği sözünü artık doğru bırakmayabileceğini söyler.

Bizim yorumumuz: “teknisyen” okuması, kitabın araçsal yüzünü öne çıkarır; “eleştirel” okuması ise ikinci yüzünü. İkisi de metinde var.

Kanıtlar ve çalışmalar

Hikâye

Kırk uzman, yirmi saniye

Lippmann, kalıpların gözü nasıl doldurduğunu göstermek için, başka bir yazarın aktardığı Fransızca bir kitaptan aldığı bir deneyi anlatır. Göttingen’de bir psikoloji kongresi toplanmış. Salonun yakınındaki bir yerde maskeli bir eğlence var. Birden kapı açılır: bir palyaço çılgınca içeri dalar, peşinde silahlı bir adam. Salonun ortasında boğuşurlar, palyaço düşer, adam ateş eder, ikisi de dışarı fırlar. Olay yaklaşık yirmi saniye sürer.

Başkan, bir soruşturma olacağı için herkesten hemen bir rapor yazmasını ister. Kırk rapor gelir. Bunlardan yalnızca biri temel olgularda yüzde 20’den az hata içerir; on dördü yüzde 20–40, on ikisi yüzde 40–50, on üçü yüzde 50’den fazla. Yirmi dört raporda ayrıntıların yaklaşık yüzde 10’u düpedüz uydurmadır; on raporda bu oran daha yüksek, altısında daha düşüktür. Sonra sürpriz: sahnenin tamamı önceden kurulmuş, hatta fotoğraflanmıştır.

Lippmann’ın yorumu: Bu kişiler yalan söylemiyor; görmedikleri bir sahneyi gördüler, çünkü kafalarında hazır bir kavga kalıbı vardı ve o görüntüler gözlerinin önünde titreşti. Stereotipten kastı budur.

Bir sınır: bu, ikinci elden aktarılan, tek bir sahnelenmiş olay. Lippmann onu bir ölçüm olarak değil, kavramı canlandıran bir örnek olarak kullanıyor. Biz de öyle okuyalım.

Kart

İki kitap, iki tür malzeme

İki kitap da bir laboratuvarda yazılmadı; malzemeleri farklı.

Lippmann. Örnekler, tanık psikolojisine dipnotlar ve tarihten sahneler. Paris’te barışı görüşen büyük adamlardan biri olan Clemenceau için şunu sorar: Kafasında 1919’un Avrupa’sının imgeleri mi vardı, yoksa 1871’den beri öğrendiği “Alman tipi” mi?. Yani kanıt, genellemeyi ölçen bir veri değil, okuyucuyu kalıbı tanımaya çağıran bir vaka.

Lasswell. Belgeler. Kitabın kaynakça notu malzemeyi başlıklara ayırır; “savaş sırasında ve sonrasında uluslararası tutumları etkileme tekniği” başlığı altında anılar, savaş dönemi yayınları ve Senato duruşmaları sıralanır: Bernstorff’un ve Ludendorff’un anıları, Creel’in How We Advertised America (1920) kitabı ve ABD Askerî İstihbaratı’nın 1919 tarihli Propaganda in its Military and Legal Aspects kitapçığı gibi. (Bu kitapçık, dersin ilk kartındaki “asit” alıntısının da aktarıldığı yayın.) Metinde ise “önceden sınama yöntemleri” bulunabilirse propagandacının daha isabetli olacağı yazılır; bu, sınamanın henüz olmadığına işaret eder (bizim okumamız).

Sonradan. Lippmann’ın şüphesini sınayan sonraki çalışmalar var: McCombs ve Shaw’ın 1972 makalesi terimini kullandı, Iyengar ve arkadaşlarının 1982 deneyleri şüpheyi desteklediğini bildirdi. Ayrıntı Gündem Belirleme dersinde.

Eleştiriler ve sınırlar

Yanlış anlama avı

Hiç yapılmamış bir düello

Sanılan. 1920’lerde Lippmann ile Dewey karşılıklı yazılarla kapışan iki rakipti: biri elitist, öteki demokrat.

Kayıtlar ne söylüyor? Schudson’a göre “tartışma” şunlardan ibaret: Dewey’nin The New Republic’te Lippmann’ın Public Opinion (1922) ve The Phantom Public (1925) kitapları için yazdığı olumlu incelemeler ile 1926’da verilip 1927’de yayımlanan The Public and Its Problems. Lippmann, Schudson’un bildiği kadarıyla, sonradan Dewey’e yanıt vermedi; çağdaşlar da incelemeleri önemli bir çatışma diye okumadı. “Tartışma”yı sonradan kuranlar, demokrasiden umut kesilen bir dönemde köken hikâyesi arayan 1980’ler ve 1990’ların liberal aydınlarıydı; James Carey’in etkisi büyüktü. Jansen de aynı şeyi söyler: ikisi büyük bir kamusal tartışmanın karşıt tarafları değildi; “hayalet” kamu üzerine bu konuşma 1980’lerin başında çatışma diye yeniden çerçevelendi ve bu çerçeve belgeye değil, hafif bir retorik eğretilemeye dayanıyor.

Dewey’nin kendi tavrı da düello değildi: 1922’de kitabı över; 1925’te The Phantom Public’i olumlu ama eleştirel karşılar ve Lippmann’ın karşı çıktığı demokrasi kuramının bir karikatür olabileceğini ima eder.

Kart

Dewey’nin yanıtı: hayalet değil, tutulma

Dewey Lippmann’ı reddetmedi; ona borcunu yazdı. 1927 kitabındaki bir dipnot, Lippmann’ın iki kitabına, yalnızca bir nokta için değil, fikirler için de minnettar olduğunu söyler. Teşhisi paylaşır: kamu kayıp, “certainly bewildered”, yani kesinlikle şaşkındır. Ama adı farklıdır: kamu hayalet değil, tutulma içindedir: “the Public will remain in eclipse” ve çıkış yolu, “Communication can alone create a great community”. Yani çare kamuyu küçültmek değil, iletişimi düzeltmek.

Uzmanlar konusunda iki adam sanıldığından yakın. Dewey uzmanlığın işini politika yapmak ve yürütmek diye değil, kararların dayandığı olguları “discovering and making known”, yani bulmak ve bilinir kılmak diye tanımlar. Lippmann’ın istihbarat büroları da olgu üretir, politika değil. Fark, olguların kime gideceğinde: Lippmann’da karar vericilere. Dewey’de asıl ihtiyaç, “the improvement of the methods and conditions of debate, discussion and persuasion”, yani tartışma, görüşme ve ikna yöntemlerinin ve koşullarının iyileştirilmesidir; “kamunun sorunu” budur. Herkesin araştırma yapması gerekmez; uzmanların sağladığı bilginin kendi kaygılarına etkisini yargılayabilmesi yeter.

Ortak: ikisi de kamuoyunu kendiliğinden bilgili saymaz. Ayrılık: biri çözümü içerdekilerin işini iyileştirmekte, öteki kamuya ulaşan bilgiyi iyileştirmekte arar.

Yanlış anlama avı

İki kitap, “şırınga” hikâyesine nasıl bağlanıyor?

Sanılan. Şırınga ve Sihirli Mermi Modeli dersinde gördüğün gibi, ders kitapları 1920–30’ları “önce herkes medyayı çok güçlü sandı” diye anlatır ve Lippmann ile Lasswell bu anlatının sık verilen iki örneğidir: medya alıcıya doğrudan işler.

Kayıtlar ne söylüyor? Bunu burada tekrarlamıyoruz; yalnızca iki kitabın içinden çıkan üç şeyi ekliyoruz.

  1. Lippmann’ın mekanizması enjeksiyon değil. Mesajın önünde erişim sınırları, ardında kalıplar ve çıkarlar, sonunda gerçek çevre var: insanlar sözde çevreye göre davranır ama sonuçlar gerçek çevrede ortaya çıkar.
  2. Lasswell’ın silahı “passive and contributory”. Propagandacının işi çoğu kez grubun mevcut eğilimlerini kolaylaştırmaktır.
  3. Yine de “propaganda çok güçlü” imgesi gerçekten dolaşımdaydı. Kâsedeki kabuklular gibi. Parsons’a göre telkin öğretisi savaş öncesinde medya etkisinin baskın kuramlarından biriydi; Pooley “güçlüden sınırlıya” hikâyesini “textbook boilerplate” diye niteler; Sproule ise savaşlar arası propaganda eleştirmenlerinin “sihirli mermi” diye okunmasının tarihsel olarak yanlış olduğunu inceler.

Bizim yorumumuz (belgelenmiş değil): “kurucu kitaplar” etiketi geriye bakınca yapışır; iki kitabın kendi cümleleri güçlü ama koşullu bir etkiyi anlatıyor.

Derin dalış

Derin: Lippmann’ın değişen itibarı

Lippmann’ın ününün kendi grafiği var; bunu Schudson ve iki başka çalışma sayesinde çıkarabiliyoruz.

  • Kurucu kitap. Carey 1982’de Public Opinion’ı “the founding book in American media studies” diye anar (Schudson’un aktardığı gibi).
  • Baş sanık. Carey’in 1987 tarihli yazısında Lippmann, kamunun “kavramsal olarak boşaltıldığı” hikâyenin baş örneğidir; Schudson’a göre Bender (1987), Lasch (1990) ve Fallows (1996) Lippmann’ı benzer biçimde okur.
  • İtiraz. Schudson (2008), Lippmann’ın elitizminin onu anti-demokrat yapmadığını, uzmanları karar verici değil karar vericilerin danışmanı olarak gördüğünü savunur; ama uzmanlara fazla güvendiğini de kabul eder.
  • Folklor. Jansen (2009) “Lippmann–Dewey tartışması”nı “disciplinary folklore”, yani disiplinin kendi folkloru olarak niteler. Tell (2013) ise Lippmann’ın 1980’lerdeki “anti-demokrat” icadının, iletişim merkezli bir kültürel çalışmalar hikâyesini kurduğunu, yakın zamanda ise bir “yeniden icat”ın uzmanlık, demokrasi ve iletişim üzerine düşünmeye yardım edebileceğini yazar.

Bir uyarı: Jansen ve Tell’in metinlerinin yalnızca özetlerini okuduk; tam metinlerine ulaşamadık. Schudson ise tam okundu.

Günümüzde: sosyal ve dijital medya

Kart

Kaydırdığın ekran da bir çevre

Lippmann’ın çerçevesini bugüne taşımak, “sosyal medya kötüdür” demek değildir; üç soruyu yeniden sormaktır: Uzak olayı kim bildiriyor? Erişimi hangi sınırlar daraltıyor? Kafadaki hangi kalıp boşluğu dolduruyor?

Belgelenmiş iki bilgi var. Birincisi: Iyengar, Peters ve Kinder’in iki deneyi, televizyon haberlerinin izleyicilerin hangi sorunları önemli bulduğunu derinden etkilediğini gösterdi; yazarlar bunu Lippmann’ın yarım yüzyıl önceki şüphesinin desteklenmesi olarak sundu. İkincisi: Twitter üzerinde 4.262 trend konuyu inceleyen bir çalışma, konuların yüzde 85’inden fazlasının “headline news” ya da “persistent news”, yani haber niteliğinde olduğunu buldu. Yani ekranındaki gündemin büyük bölümü, başka birinin çizdiği haber resminin yankısı.

(Varsayımsal deneme.) Akışında uzak bir kentteki bir olayı gösteren on saniyelik bir video var. Üç soruyu sor: Videoyu kim çekti, sen nereden biliyorsun? Görmediğin hangi bağlam eksik? Bu görüntüyü hangi hazır kalıba yerleştirdin?

Bizim yorumumuz (belgelenmiş değil): akış algoritması, Lippmann’ın saydığı sınırlara (zaman, dikkat, hız) bir seçici daha ekliyor. O yüzden sözde çevre ile gerçek çevre arasındaki aralık kendiliğinden daralmıyor; yalnızca resmi kimin çizdiği değişiyor olabilir.

Laboratuvar

Lab: Mars “paniği”nde sözde çevre

Belgelenmiş bir haber vakasına Lippmann’ın gözlüğünü tak: Şırınga ve Sihirli Mermi Modeli dersinde okuduğun 1938 Mars yayını. Üç soru sor.

  1. Resim neydi? Ertesi günkü gazetelerin “panik” anlatısı. Pooley ve Socolow’a göre gazeteler bu hikâyeyi radyoya karşı kullanmakta çıkar sahibiydi.
  2. Gerçek çevre neydi? Aynı kaynağa göre Hooper’ın ulusal ölçümünde 5.000 hanenin yalnızca yüzde 2’si programı dinliyordu; New York’taki altı hastane, yayın nedeniyle getirilmiş bir vaka kaydı olmadığını bildirmişti.
  3. Hangi kalıp boşluğu doldurdu? Bizim yorumumuz: “radyodan korkup paniğe kapılan kalabalık” kalıbı. Bir haber okuru bu kalıba yerleştirmiyorsa daha az “haber” gibi görünebilir.

Sonra kendine sor: Aynı kalıp bugün hangi vakada işliyor? (Kendi seçtiğin belgelenmiş bir vakayla dene; iki bağımsız kaynak bul.)

Neyi kanıtlamaz? Bu egzersiz insanların hiç korkmadığını söylemez; magic-bullet dersinde gördüğün gibi bazı dinleyiciler gerçekten korktu. Sözde çevre ile gerçek çevre arasındaki aralığı göstermek, aralığın nedenini kanıtlamak değildir; gazetelerin bilerek uydurduğunu da kanıtlamaz: Lippmann’ın uyarısıyla, kurgu yalan demek değildir.

Sınavda böyle sorulur

Kart

Sınavda böyle sorulur

Sık çıkan kalıplar

  • “Kafamızdaki resimler ve sözde çevre kime aittir?” → Lippmann, Public Opinion, 1922.
  • “Rızanın imalatı ifadesi nerede geçer?” → Lippmann, 1922. Kitap adı olarak: Herman ve Chomsky, 1988 (Rızanın İmalatı).
  • “Propagandayı anlamlı simgelerle kanaat yönetimi diye tanımlayan?” → Lasswell, 1927.
  • “Kamu bir hayalet mi, tutulma içinde mi?” → Lippmann 1925 / Dewey 1927.

Cazip yanlışlar

  • Lippmann’ı gündem belirlemenin kurucusu saymak → o, fikri zemindir (Gündem Belirleme).
  • 1927 kitabı ile 1948 makalesini karıştırmak → Propaganda Technique 1927; “kim, ne, hangi kanaldan…” formülü 1948 (Lasswell formülü).
  • “Engineering of consent”i Lippmann’a vermek → Bernays, 1947.
  • Lasswell’ın 1927’de “şırınga” deyimini kullandığını sanmak → Şırınga ve Sihirli Mermi Modeli.
  • “Propaganda modeli” adı iki yerde geçer: Türkçe kaynaklarda şırınga modelinin de bir adıdır; Herman ve Chomsky’nin propaganda modeli ise başka bir şeydir (Propaganda Modeli: Herman ve Chomsky).

Yıllar: 1922 Public Opinion; 1925 Phantom Public; 1927 Lasswell ve Dewey; 1947 Bernays; 1988 Herman ve Chomsky.

Alternatif adlar: kamuoyu; sözde çevre (bir tanıtım metninde sahte çevre); stereotip (kalıp yargı); rızanın imalatı (rıza üretimi). Kaynağın kullandığı adı sınavda aynen yaz.

Derin dalış

Derin: Türkçede kamuoyu, kanaat, rıza

Bu dersin sözcükleri Türkçede sürpriz saklıyor.

  • Kamuoyu. Türk Dil Kurumu sözlüğü “bir konuyla ilgili halkın genel düşüncesi” der ve eski karşılıkları olarak halkoyu, amme efkârı, umumi efkâr, efkârıumumiye’yi sıralar. Sorun: Lippmann’ın İngilizcesi public opinions (çoğul, küçük harfli) ile Public Opinion (büyük harfli) ayrımını yapar; Türkçe kamuoyu toplu bir tekil olduğundan ayrım kaybolur. Bizim çözümümüz: “kamuoyları” ve “büyük harfli Kamuoyu” demek.
  • Kanaat. Sözlükteki ilk anlamı “elindekinden hoşnut olma”dır; dördüncü anlamı “görüş”. Bu derslerde kanaat önderi opinion leader’ın karşılığıdır; Kutlu (2019) climate of opinion için kanaat iklimini kullanır. Yani kanaat bir yandan “yetinme”, bir yandan “görüş”tür.
  • Rıza. Sözlükte “razı olma; onam”. Kitap adı Rızanın İmalatı; “rıza üretimi”ne de rastlıyoruz ama aynı düzeyde yerleşik olduğunu doğrulayamadık.
  • Sözde çevre / sahte çevre, stereotip. Bu derste “sözde çevre” yazıyoruz (dersler arasında tutarlılık için); Türkçe baskının bir tanıtım metni ise “sahte çevre” ve “stereotip” diyor.
  • Propagandacı. Sözlükte “propaganda yapan kimse; propagandist”. “Teknisyen propagandacı” bizim kısaltmamız.
  • Hayalet kamu. The Phantom Public için bulduğumuz bir Türkçe karşılık yok; “hayalet kamu” bizim çevirimiz (kamu = the public, Dewey’nin metinlerinde kullandığımız gibi).

Özet kartı

Özet

Özet kartı

  • İki kitap, iki soru: Lippmann (1922): kafamızdaki resimler dünyaya neden uymuyor? Lasswell (1927): birileri o resimleri nasıl yönetiyor?
  • Lippmann: sözde çevre (yalan değil, kurgu), stereotip (önce tanımlar, sonra görürüz), büyük harfli Kamuoyu (eyleme dönmüş resimler), “manufacture of consent” (XV. bölüm), örgütlü istihbarat (çözüm).
  • Hayalet kamu (1925): kamu sabit bir topluluk değil; aktörlerin yanında ya da karşısında yer alır, ara sıra müdahale eder.
  • Lasswell: propaganda = anlamlı simgelerle kanaat yönetimi; nesnel koşulları değiştirmek değil; üç araçtan biri (askerî, ekonomik, propaganda); “passive and contributory”; “propaganda has become a profession” (teknisyen propagandacı bizim kısaltmamız).
  • Dewey (1927): kamu hayalet değil, tutulma içinde; çare iletişim ve tartışma koşullarını iyileştirmek; uzmanlar olguları bulur, politikayı yapmaz.
  • “Lippmann–Dewey tartışması”: Dewey’nin incelemeleri ve 1927 kitabı; Lippmann yanıt vermedi; çerçeve 1980–90’larda kuruldu (Schudson, Jansen).
  • Etki: iki kitapta da koşullu, güçlü ama enjeksiyon olmayan bir etki var; “şırınga” etiketi sonradan geldi (Şırınga ve Sihirli Mermi Modeli).
  • Sınav: 1922 / 1925 / 1927 / 1947 / 1988; manufacture (Lippmann) ≠ engineering (Bernays); sözde çevre ≠ stereotip.

Metin, doğrulanmış kaynaklardan yapay zekâ desteğiyle yazıldı. Bu içerik nasıl hazırlandı?

Bu dersin sorularını çöz Sorular ayrı bir alanda ve ilerlemene göre gelir.