AyarlarHesap

Ünite 1: Temeller: Toplum, İletişim ve Model

Kitle Toplumu ve Kitle Kültürü Kuramı

Kitle toplumu kuramı, modern toplumda aracı grup ve topluluk bağları çözüldükçe insanların birbirinden kopuk, kolayca yönlendirilebilir bir yığına dönüştüğünü ve medyanın bu yığına doğrudan seslenen bir kanal olduğunu ileri süren, tek bir kuram değil birbirine ters düşen korkulardan oluşan bir fikir ailesidir; sonraki araştırmalar insanların çoğu zaman grupların içinde yaşadığını ve medyayı bu gruplar üzerinden aldığını gösterince, iddia kanıt olmaktan çok bir uyarı geleneği olarak okunmaya başlandı, ama sorduğu sorular (ölçek, bağlar, medya arenası) yaşıyor.

  • 35 dk
  • Güncelleme: 20 Eylül 2026
Bu dersin içeriği
  1. “Kalabalıklar çağı”: 1895’te bir hekim yeni bir egemen ilan ediyor
  2. Tocqueville Amerika’da kalabalık görmedi, sessiz bir çoğunluk gördü
  3. Kim kimdir, hangi yıl? Altı isim, üç kuşak
  4. Tarde: “Kalabalığın psikolojisi yazıldı; sıra kamunun psikolojisinde”
  5. Derin: Üç kaynaktan akan bir fikir (Derin dalış)
  6. Kuramın çekirdeği: kopuk insanlar, erişilebilir elitler
  7. İki damar: yukarıdan gelen korku, aşağıdan gelen korku
  8. Küçük sözlük: bu dersin yedi sözcüğü
  9. Mini laboratuvar: kalabalık mı, kamu mu?
  10. Derin: “Kitle” ne demek? Beş kullanım ve bir itiraz (Derin dalış)
  11. Varsayımlar: kuramın beş görünmez dayanağı
  12. Le Bon’un kalabalık makinesi: üç neden, bir iniş
  13. Kornhauser’ın zinciri: ölçekten seferberliğe altı halka
  14. Medya kimin işine yarar? Aynı korku, beş rol
  15. Laboratuvar: Le Bon’u 1980 Bristol’una karşı sına
  16. Erie County, 1940: seçmen medyaya değil komşusuna baktı
  17. Derin: Reicher’in verisi ve kalabalık psikolojisinin yeni okulu (Derin dalış)
  18. Derin: Weimar’da güçlü dernekler demokrasiyi kurtarmadı (Derin dalış)
  19. Sanılan: “Modern insan yalnız bir atomdur”
  20. Karne: neyi gördü, neyi göremedi?
  21. Bu resim “güçlü etki” korkusunu nasıl besledi? Dört adım
  22. Derin: Le Bon’un dipnotları: ırk, kahramanlık ve reform korkusu (Derin dalış)
  23. Derin: “Kitle toplumu kuramı” diye bir kuram gerçekten var mıydı? (Derin dalış)
  24. Tek adımlı akış: kitle toplumu bu kez ekran başında
  25. Sanılan: “Algoritma bizi filtre balonuna hapsediyor”
  26. Mini laboratuvar: viral bir öfke dalgasını üç soruyla sına
  27. Derin: “Viral” yalnız bir söz değil: iki büyük veri çalışması (Derin dalış)
  28. Türkiye’den bir iz: Le Bon’u okuyan Osmanlı aydınları
  29. Sınavda böyle sorulur
  30. Özet kartı

Bağlam ve doğuş

Hikâye

“Kalabalıklar çağı”: 1895’te bir hekim yeni bir egemen ilan ediyor

1895, Paris. Hekimlik eğitimi almış, tütün dumanının bileşenlerinden atom enerjisine kadar her şeyle uğraşmış bir yazar olan Gustave Le Bon, Psychologie des foules (Kalabalıkların Psikolojisi) adlı kitabının girişinde büyük bir cümle kuruyor: eski inançlar sarsılıyor, eski otoriteler yıkılıyor ve ayakta kalan tek güç kalabalıkların gücü. Girişin başlığı da zaten “kalabalıklar çağı”.

Ona göre bu korkunun iki kaynağı var: bir yanda dinsel, siyasal ve toplumsal inançların çöküşü, öte yanda bilimin ve sanayinin yarattığı yepyeni yaşam koşulları. Sonuç, onun sözleriyle bir “geçiş ve kargaşa” dönemi.

Şimdi kitabın şaşırtıcı yerine gel. Le Bon kalabalığı hor görür ama medyayı kalabalığın efendisi yapmaz, tam tersini söyler: basın eskiden kamuoyunu yönlendirirdi, artık yalnızca kalabalıkların fikirlerinin yansımasıdır ve rekabet yüzünden okurunu izlemek zorundadır.

Bunu aklında tut: “kitle toplumu” dediğimiz şey tek bir korku değil, birbirine ters düşen korkuların torbası. Le Bon’da tehlike aşağıdan yükselen bir sel; bazı öbür yazarlarda ise yukarıdan güdülen bir sürü. Bu derste torbayı açıyoruz.

Hikâye

Tocqueville Amerika’da kalabalık görmedi, sessiz bir çoğunluk gördü

1831–32: Fransız yargıç Alexis de Tocqueville dokuz ay boyunca Amerika’yı geziyor. Dönüşte yazdığı De la démocratie en Amérique’in ilk cildi 1835’te, ikincisi 1840’ta çıkıyor.

Korktuğu şey, Le Bon’un aksine, sokağa dökülen kalabalık değil. Birinci ciltte “çoğunluğun zorbalığı” dediği şeyi anlatır: çoğunluk bir konuda kararını verdi mi tartışma biter, dostlar da rakipler de “boyun eğen bir sessizlik” içinde onaylar. Tocqueville Amerika’daki kadar az bağımsız düşünce ve tartışma özgürlüğü olan bir ülke bilmediğini yazar. Baskı yasalardan değil, çevrenin fikrinden gelir.

İkinci ciltte tablo değişir. Herkes birbirine benzemekte, herkes kendi küçük dünyasına çekilmektedir. Tocqueville “bireycilik” diye yeni bir sözcük kullanır: insanın kendini kitleden ayırıp ailesi ve dostlarıyla küçük bir daire kurması, geri kalan toplumu kendi haline bırakması. Bu yalıtılmış insanların üstünde ise “muazzam ve vesayetçi” bir güç yükselir: sert değil, ilgili ve yumuşak; insanları yetişkin yapmak yerine sürekli çocuk tutan bir güç.

Yani aynı yazarda iki korku var: zorba çoğunluk ve birbirine yabancılaşmış bireyler. “Boyun eğen sessizlik” sana tanıdık geldiyse, Suskunluk Sarmalı dersinde, suskunluk sarmalında bir kez daha karşına çıkacak.

Kimler, ne zaman

Kart

Kim kimdir, hangi yıl? Altı isim, üç kuşak

Sınavda en çok puan kaybettiren şey kuramların kendisi değil, yılların karışmasıdır. Bu dersin kadrosu da farklı ülkelerden ve farklı siyasetlerden geliyor; yıllara dikkat et.

  • Alexis de Tocqueville (1805–1859), Fransız. De la démocratie en Amérique: 1. cilt 1835, 2. cilt 1840. Çoğunluğun zorbalığı, bireycilik. Alexis de Tocqueville
  • Gabriel Tarde (1843–1904), Fransız yargıç ve toplumbilimci. Les lois de l’imitation (1890), L’opinion et la foule (1901): taklit, kalabalık ve kamu. Gabriel Tarde
  • Gustave Le Bon (1841–1931), Fransız. Psychologie des foules (1895). Gustave Le Bon
  • José Ortega y Gasset (1883–1955), İspanyol filozof. La rebelión de las masas: 1929’da gazete yazıları, 1930’da kitap. José Ortega y Gasset
  • Karl Mannheim (1893–1947), Budapeşte doğumlu; 1933’ten sonra Britanya’da. Mensch und Gesellschaft im Zeitalter des Umbaus (1935; İngilizcesi 1940). Karl Mannheim
  • William Kornhauser (1925–2004), Amerikalı. The Politics of Mass Society (1959). William Kornhauser

Karşı takımda ise Lazarsfeld ve ekibi oynuyor: The People’s Choice (1944) ve Personal Influence (1955). Paul Lazarsfeld Tönnies, Durkheim, Simmel, Weber gibi klasik sosyologlar bu dersin arka planında duruyor; onları Toplumsal Düşüncenin Kökleri dersinde tanıyacaksın.

Hikâye

Tarde: “Kalabalığın psikolojisi yazıldı; sıra kamunun psikolojisinde”

Mayıs 1901. Gabriel Tarde L’opinion et la foule’un önsözünü imzalıyor; ilk bölümün başlığı “Kamu ve kalabalık”. Tarde işe bir şikâyetle başlar: yazarlar “kalabalık” sözcüğünü her tür topluluğa yapıştırıyor ve kamuyu kalabalıkla karıştırıyor. Bu karışıklığı gidermek gerek, der. Tiyatro seyircisine “kamu” denen yerde bile, ona göre aslında kalabalık kastedilmektedir.

Ayrımı şöyle kurar. Kalabalık bedenlerin bir arada bulunduğu yerde doğar; ona göre biraz hayvansaldır, çünkü fiziksel temasla yayılan ruhsal bulaşmalar demetidir. Şimdiye dek yazılan psikoloji bu türe aittir. Kamu ise “salt zihinsel” bir topluluktur: fiziksel olarak birbirinden ayrı, bağı tümüyle zihinsel insanlar. Tarde, matbaanın icadından beri bu yeni türün durmadan büyüdüğünü söyler; kalabalığın psikolojisi yapıldı, sıra kamunun psikolojisindedir.

Kanıtı kendi kitabında: Fransa’da hiç Yahudi görülmemiş yerler bilirim, der; oralarda Yahudi düşmanlığı yine de gelişiyor, çünkü insanlar bu yönde yazan gazeteleri okuyor. Acı bir örnek, ama gösterdiği şey açık: gazete, temas olmadan da bir kamu ve onun önyargılarını üretebilir.

Bir de ilk kitabından o meşhur cümle: “Society is imitation and imitation is a kind of somnambulism” (Toplum taklittir, taklit de bir tür uyurgezerliktir; İngilizce çeviriden, çeviri bizim).

Derin dalış

Derin: Üç kaynaktan akan bir fikir

Kornhauser 1968’deki girişinde kitle toplumu fikrini üç ayrı kaynağa bağlar. Bu onun haritasıdır; başka bir tarihçi başka bir döküm çıkarabilir.

  1. Demokratikleşmeye aristokratik eleştiri. Fransız Devrimi’nden sonra düzeni savunan Katolik düşünürler (Maistre, Bonald), sonra Tocqueville ve J. S. Mill gibi liberaller, Burckhardt ve Nietzsche; daha sonra Ortega. Ortak endişe: standartların yerini kitlenin keyfi iradesinin alması.
  2. Topluluktan topluma geçiş çözümlemesi. Maine’in statü ve sözleşme ayrımı, Tönnies’in Gemeinschaft ve Gesellschaft’ı, Durkheim’ın dayanışma ve anomi kuramı, Weber’in bürokrasi çözümlemesi; şehir sosyolojisinde Simmel, Park ve Wirth. Bu çizginin katkısı, modernleşmenin atomlaşma ve kişiliksizleşme getirdiği tezidir. Bu isimleri Toplumsal Düşüncenin Kökleri ve Chicago Okulu ve İletişim derslerinde tanıyacaksın.
  3. Kitle psikolojisi. Le Bon, Sighele ve Tarde: topluluk bağlarından ve geleneksel otoritelerden kopmuş insanların telkine ve yönlendirmeye daha açık olduğu fikri. Amerikan “kolektif davranış” çalışmaları (Blumer) bunu daha sosyolojik ve daha az polemik bir kalıba döktü.

Mannheim’ın 1935 tarihli kitabı bu temaları “temel demokratikleşme” ve “artan karşılıklı bağımlılık” çözümlemesinde birleştirenlerden biri olarak anılır. Kornhauser bunların ortak noktasını şöyle koyar: hepsi modern toplumu, gelişiminde doğuştan patolojik eğilimler taşıyan bir toplum olarak görür. Bu bakış, “kitle toplumu”nu kuram olmaktan çok bir bakış açısı yapar.

Temel iddia

Kart

Kuramın çekirdeği: kopuk insanlar, erişilebilir elitler

Bir bilmece: bir siyasetçiyle halk arasındaki aracıları (dernek, sendika, mahalle örgütü) kaldırsan iletişim kolaylaşır, değil mi? Kornhauser’a göre tam bu kolaylık tehlikelidir. Kitle toplumu kuramı tek bir yazarın kuramı değil, birbirine benzeyen korkuların ortak adıdır; ama Kornhauser bu aileye derli toplu bir formül verdi ve ders kitaplarında çekirdek olarak çoğunlukla onu görürsün.

Formül iki yönlüdür:

  • Elitler kitle baskısına açıktır. Sıradan insanlar elitlere aracısız ulaşabilir; oy, tepki, popülerlik yoluyla doğrudan baskı yapabilir.
  • Kitleler elitlerin seferber etmesine açıktır. İnsanlar uzaktaki elitlerin doğrudan çağrılarına kulak verir, çünkü onları yakın çevrelerine bağlayan güçlü bağlar yoktur.

Kornhauser’ın kendi girişindeki cümlesi şu mantıkta: elitler kitle baskısına ne kadar açıksa, kitleler de elitlerce o kadar seferber edilebilir.

Ortada eksik bir halka var: yerel topluluk, dernek, mahalle, dinî ve etnik cemaat, sendika gibi aracı gruplar. Kuram der ki bu katman inceldikçe iki uç birbirine çıplak temas eder. Medya bu temasın taşıyıcısıdır: kitle arenaları merkezden ve kitle iletişim araçlarıyla yönetilir, çünkü bütün nüfusa aynı anda aynı şeyi göstermenin başka yolu yoktur.

Çekirdek iddia kısaca şu: aracı gruplar zayıflarsa medya ve elitler doğrudan bireyle konuşur; birey de yönlendirilmeye açık hâle gelir. İddianın doğru olup olmadığını sonraki kartlarda sınayacağız.

Yanlış anlama avı

İki damar: yukarıdan gelen korku, aşağıdan gelen korku

Sanılan. Kitle toplumu kuramı, sıradan insanı hor gören elitist ve muhafazakâr bir korkudur.

Kayıtlar ne diyor. Aynı sözcük (“kitle”) iki zıt endişeyi taşır. Kornhauser bunları aristokratik ve demokratik eleştiri diye ayırır.

  • Aristokratik (eleştirel) damar, 19. yüzyıl. Korku: sıradan insanların siyasete ve kültüre girmesiyle standartların yıkılması. Kornhauser bu damarı eski düzeni savunan Katolik düşünürlere (Joseph de Maistre, Bonald), sonra Burckhardt ve Nietzsche gibi yazarlara bağlar; Ortega’yı ise aynı görüşün çok popüler bir sürümünün yazarı sayar. Hamilton da Le Bon’u (“farklı bir açıdan” diyerek) bu ailenin önde gelen 19. yüzyıl adları arasında sayar.
  • Demokratik damar, 20. yüzyıl. Korku ters yöne döner: kopuk insanları totaliter hareketler seferber eder. Kornhauser bu gruba Lederer, Mannheim, Fromm, Neumann, Arendt ve kendini yazar; savunulan şey artık seçkin değerler değil, demokratik değerlerdir.
  • Sol varyant. Hamilton sağ, yansız ve sol sürümü ayırır. Solda egemenler beceriklidir: medyayı denetleyip haberi ideolojik, eğlenceyi oyalayıcı kılarlar; Gramsci, Frankfurt Okulu’ndan Marcuse ve C. Wright Mills bu çizgide anılır.

Tuzak: adlandırma kaynağa göre değişir (aristokratik–demokratik ya da sağ–sol). İsimlere değil, kuramın neden korktuğuna bak: sağda tehdit aşağıdan gelen sel, demokratik ve solda yukarıdan yönlendirilen sürüdür.

Kavramlar sözlüğü

Kart

Küçük sözlük: bu dersin yedi sözcüğü

Bu derste tek bir sözcük, üç yazarda üç ayrı iş görüyor: “kitle”. Sözlüğü önce ona göre oku.

  • Kalabalık / kitle (crowd, mass): Le Bon’da bir arada hareket edip ortak bir “kalabalık ruhu” kazanan insanlar; Ortega’da bir zihniyet; Kornhauser’da gruplara ayrılmamış yığın. Ayrıntı için derin karta bak. kalabalık psikolojisi
  • Kamu (public): Tarde’de fiziksel olarak ayrı ama zihinsel olarak bağlı topluluk. kamu ve kalabalık
  • Atomlaşma: aracı bağlardan kopmuş, birbirinden yalıtılmış bireyler. atomlaşma
  • Aracı gruplar: aile, mahalle, dernek, sendika gibi birey ile elit arasındaki katman.
  • Çoğunluğun zorbalığı: çoğunluğun bir konuda bağımsız düşünceyi ve tartışmayı susturması. çoğunluğun zorbalığı
  • Kitle kültürü korkusu: kültürün sayıya ve ortalamaya göre biçimlenerek sığlaşacağı kaygısı. kitle kültürü korkusu
  • Kitle toplumu: bütün bunları tek çerçevede toplayan model; medyanın işlevi ayrı bir kavramdır. kitle toplumu kitle iletişim araçları

Terim notu: Türkçede “kitle” hem crowd hem mass için kullanılıyor. Le Bon’un kitabı Türkçe kaynaklarda “Kitleler Psikolojisi” ya da “Kitlelerin Psikolojisi” adlarıyla anılıyor. Tarde’nin public kavramı için yerleşik bir Türkçe karşılığa rastlamadık; bu derste “kamu” diyoruz ve ilk geçtiği yerde açıklıyoruz.

Laboratuvar

Mini laboratuvar: kalabalık mı, kamu mu?

Tarde’nin ölçütü iki soruya iner: bedenler yan yana mı, ve bağı ne kuruyor, temas mı zihinsel bağlantı mı? Aşağıdaki sahneleri önce kendin sınıflandır, sonra notla karşılaştır. (Hepsi hayalî sahnelerdir.)

  1. Derbi maçında tribünde kırk bin kişi aynı anda ayağa kalkıyor.
  2. Ülkenin dört bir yanında birbirini hiç görmemiş insanlar aynı köşe yazarını okuyor.
  3. Bir eylemde sokakta yan yana yürüyen bin kişi.
  4. Kırk kişilik, ayrı şehirlerde yaşayan sınıf arkadaşlarından oluşan bir mesajlaşma grubu.
  5. Akşam haberini izleyen milyonlarca kişi.

Not. 1 ve 3 kalabalıktır: bedenler bir arada ve duygular temasla yayılıyor. 2 kamudur: temas yok, bağı yazar kuruyor. 5 de kamuya yakındır, ama Tarde radyo ve televizyonu bilmiyordu; ölçütünü biz uzatıyoruz. 4 en zoru: bağ hem kişisel hem zihinsel, bedenler ayrı; Tarde’nin ölçütü bile tek başına yetmiyor. Bu yüzden “viral kalabalık” gibi deyimler bilimsel olarak bulanıktır: internetteki topluluk ne tam kalabalık ne tam kamudur.

Ders çıkarımı: Le Bon’un bulaşma modeli kalabalık için kurulmuştu. Kamu için ayrı bir açıklama gerekir ve Tarde bunu tam olarak istemişti.

Derin dalış

Derin: “Kitle” ne demek? Beş kullanım ve bir itiraz

Aynı sözcük, ders boyunca beş farklı iş görüyor:

  1. Le Bon: psikolojik kalabalık. Bir eylem için bir araya gelen insanlar, tek tek sahip olmadıkları yeni özellikler kazanır. Ölçüt, bir arada olma ve ortak duygudur.
  2. Ortega: bir zihniyet, sınıf değil. Ortega “azınlık” ile “kitle”yi niteliğe göre ayırır: kitle, özel biçimde nitelikli olmayanların toplamıdır; bunu tek bir kişide bile görebilirsin. Kitle, kendini “herkes gibi” hissedip bundan rahatsız olmayandır. Yani Ortega’nın kitlesi bir toplumsal sınıf değildir; kitle-insan her sınıftan çıkabilir.
  3. Kornhauser: gruplara ayrılmamış yığın. En yalın anlamıyla “kitle”, grup ya da birey ayrımı olmayan bir topluluktur; “kitle toplumu” ise kurumların insanlarla toplu hâlde ilgilendiği bir ilişkiler modelidir.
  4. Tarde: kitle değil, kalabalık ve kamu. Ayrımı zaten gördün.
  5. Nötr teknik kullanım. “Kitle üretimi” ya da “kitle iletişimi”ndeki “kitle” yalnızca çok sayıda, ayrıştırılmamış alıcı demektir. kitle iletişimi

Bir itiraz. Raymond Williams Culture and Society’de (1958) şu cümleyi kurdu: “There are in fact no masses; there are only ways of seeing people as masses.” Yani gerçekte kitle yoktur; yalnızca insanlara kitle olarak bakma biçimleri vardır. Ona göre kitleler hep “başkaları”dır, yani tanımadığımız insanlardır; başkalarına göre de biz kitleyiz. Jefferson Pooley bu cümleyi, “kitle” sözcüğünün 19. yüzyıl sonunda telkine açık ve “sığır gibi” bir kalabalığı, yani demokrasinin tehlikeli olduğunu haber veren bir uyarıyı anlatmak için kullanıldığı tespitiyle birlikte anar.

Dersin çıkarımı: bir metinde “kitle” gördüğünde şunu sor: kim kime, hangi gerekçeyle “kitle” diyor?

Varsayımlar

Kart

Varsayımlar: kuramın beş görünmez dayanağı

Bir kuramı sınamak istiyorsan önce onun söylemediklerini bulmalısın. Kitle toplumu kuramı kâğıt üstünde ikna edici görünür, çünkü varsayımlarını yüksek sesle söylemez. Onları senin için çıkardık (Kornhauser’ın 1968 tarihli özet girişindeki çerçeveden derledik):

  1. Ölçek topluluğu aşındırır. Ulusal pazarlar, ulusal örgütler, seçmen kitleleri yerel topluluğu ikinci plana iter. Kornhauser bir nüans ekler: sırf nüfus büyük diye değil, faaliyetlerin ölçeği büyük olduğu için.
  2. Aşınan bağlar atomlaşma demektir. Etnik, dinsel ve sınıfsal topluluklar çözülünce insan kendi başına kalır.
  3. Atomlaşmış insan yönlendirilebilir. Aracı bağı olmayan kişi doğrudan çağrılara açıktır.
  4. Aracı yoksa medya ve elit doğrudan konuşur. Kitle arenasında herkese aynı standart seçenekler sunulur.
  5. Kültür ortalamaya çekilir. Sayı başarı ölçütü olur: oy, satış, izleyici. Bu, kitle kültürü korkusunun köküdür; tartışmanın kendisi Kitle Kültürü ve Popüler Kültür Tartışmaları dersinde.

Kuramın iyi yanı, bu beş varsayımın hepsinin sınanabilir olması. Kötü yanı da bu: sınanınca aralarından bazıları, özellikle ikincisi, zor durumda kalıyor. Sonraki bölümlerde bunu göreceğiz.

Nasıl işler, adım adım

Adım adım

Le Bon’un kalabalık makinesi: üç neden, bir iniş

Le Bon’un iddiası şu: bir araya gelen insanlar bireysel özelliklerinin ortalamasını değil, yepyeni özellikler edinir. Nasıl? Üç neden sayar.

  1. Sayı: yenilmezlik hissi ve isimsizlik. Kalabalığın parçası, yalnızca sayıdan güç duyar. Kalabalık isimsiz olduğu için sorumluluk duygusu da silinir; kişi tek başına dizginleyeceği dürtülere yol verir.
  2. Bulaşma. Kalabalıkta her duygu ve eylem bulaşıcıdır; kişi kişisel çıkarını bile ortak çıkara feda eder. Le Bon bunu hipnoza benzeyen olgular arasında sayar.
  3. Telkin edilebilirlik (en önemlisi). Kişi bilinçli kişiliğini yitirir ve kendisine sunulan fikri, hipnotize edilmiş biri gibi eyleme döker. Le Bon’a göre bulaşma zaten bunun bir sonucudur.
  4. Sonuç: bir merdiven inişi. “A man descends several rungs in the ladder of civilisation”: yani örgütlü bir kalabalığın parçası olan insan uygarlık merdiveninde birkaç basamak iner (İngilizce çeviriden, çeviri bizim). Yalnızken kültürlü olan, kalabalıkta içgüdüyle hareket eden bir “barbar” olur.
  5. Tuzak: bu yalnızca “avam” için geçerli değil. Le Bon kalabalıkta biriken şeyin zekâ değil aptallık olduğunu yazar; zihinsel aşağılık, “seçilmiş toplulukları” da (yargı kurulları, parlamentolar) kapsar.

Bu makinenin bir de sessiz parçası var: Le Bon kalabalığın ortak karakterini kalıtsal “ırk” özelliklerine bağlar. Bu yön bugün savunulamaz. Ayrıntısı derin kartta.

Adım adım

Kornhauser’ın zinciri: ölçekten seferberliğe altı halka

Kornhauser’ın çerçevesini altı adımda okuyabilirsin.

  1. Büyük ölçekli faaliyetler. Ulusal pazarlar, örgütler ve seçmen kitleleri yerel topluluğu, etnik ve dinsel cemaatleri, sınıf topluluklarını ikinci plana iter.
  2. Aracı gruplar zayıflar. Üye ile örgüt arasında kişiselleşmemiş, aracısız bir ilişki kalır; Kornhauser buna “kitle örgütü” der.
  3. Kitle arenaları doğar. Ulusal pazar ve seçmen kitlesi gibi alanlar merkezden, kitle iletişim araçlarıyla yönetilir; çünkü bütün nüfusa aynı anda aynı şeyi göstermenin yolu budur.
  4. Katılım seçime dönüşür. İnsanlar medyanın sunduğu, standartlaştırılmış seçenekler arasından seçer. Başarı ölçütü sayıdır: oy, satış, izleyici.
  5. Erişilebilir elit, seferber edilebilir kitle. Liderler kitle baskısına açıktır ama onu manipüle de eder; insanlar da uzak elitlerin doğrudan çağrılarına hazırdır.
  6. Kitle hareketleri. Topluluk bağlarından kopmuş ama henüz yeni düzene katılmamış kişiler (yeni göçmenler, yeni işçiler, genç ve hareketli kesim) hareketlere özellikle yatkındır.

Ama Kornhauser bir uyarı da ekler: kitle koşulları tek başına totalitarizm üretmez; bunun için başka koşullar da gerekir. Yani zincir bir kader değil, bir risk haritasıdır.

Kart

Medya kimin işine yarar? Aynı korku, beş rol

“Kitle toplumu kuramına göre medya ne yapar?” sorusunun tek cevabı yok. Kurama dahil olan yazarlar medyaya beş farklı rol biçmiş:

  • Ayna (Le Bon). Basın kalabalığın fikirlerini yansıtır, okurunu kaybetmemek için onu izler.
  • Yaratıcı (Tarde). Gazete, fiziksel olarak dağınık insanları zihinsel olarak birbirine bağlayıp bir kamu yaratır.
  • Çare (Tocqueville). İnsanlar birbirine yabancılaştıkça gazete, “aynı düşünceyi aynı anda binlerce zihne” bırakabilen tek araçtır ve dağınık insanları ortak eyleme toplar. Tocqueville gazetelerin yol açtığı kötülüğün, tedavi ettiği kötülükten çok daha az olduğunu yazar.
  • Arena yöneticisi (Kornhauser). Medya, bütün nüfusa aynı anda aynı standart seçenekleri sunarak kitle arenalarını yönetir.
  • Egemenin aracı (sol varyant). Hamilton’a göre bu sürümde egemenler medyayı denetler; haber ideolojiktir, eğlence oyalar, reklam yapay ihtiyaç üretir ve seyirci “narkotize” edilir.

Gördüğün gibi Le Bon’da medya kalabalığın peşinden gider, Kornhauser’da kalabalığı yönetir, Tocqueville’de ise yalıtılmışlığın ilacıdır. Sınavda “kitle toplumu kuramı medyayı şöyle görür” diye tek cümle yazan öğrenci soruyu yarım yazmış olur.

Kanıtlar ve çalışmalar

Laboratuvar

Laboratuvar: Le Bon’u 1980 Bristol’una karşı sına

2 Nisan 1980, Bristol, St Pauls mahallesi. Öğleden sonra 3.30 sularında sivil polisler Black and White Cafe’ye baskın yapıyor; ruhsatını 1979’da yitirmiş kafede yasa dışı içki ve uyuşturucu soruşturması var. Yakındaki bir okul paskalya tatiline girdiği için eve dönen çocuklar baskını görüyor, haber hızla yayılıyor, insanlar toplanıyor ve akşama doğru polis mahalleden çekilmek zorunda kalıyor.

Toplumsal psikolog Stephen Reicher olayı polis ve itfaiye raporları, TV-radyo kayıtları, gazeteler, fotoğraflar ve görüşmelerle yeniden kurar. Le Bon’un tahminlerini bu kayıtlara soralım:

  • Tahmin: isimsiz kalabalık her şeye saldırır. Kayıtta saldırı polise ve polis araçlarına yönelir (resmî rapora göre 21 polis aracı zarar gördü, sekizi yandı). Reicher’in sayımında polis dışında bilerek saldırıya uğrayan tek kesim, görüntülerin polise gitmesinden korkulan fotoğrafçılardır. Ayrıca on sivil yaralanmış ve beş özel araç zarar görmüştü; Reicher yaralanmaları polisle kalabalık arasındaki çapraz ateşe, araç hasarını ise kısmen polis aracı sanılmaya bağlar.
  • Tahmin: her davranış bulaşır. Polis arabasına tuğla atmak “herkesin” işiydi. Özel arabaya taş atanlar ise azarlanıp durduruldu.
  • Tahmin: bilinç kaybı, sınırsızlık. Polis kovulunca kimse ardından mahalle sınırını geçmedi; kalabalık trafiğe yol açtı ve yönlendirdi.

Reicher’in kendi çekincesi: veriler “kanıt” değil, güçlü ipucu; ayrıca makale yalnızca polis çekilmeden önceki dönemi inceliyor, sonradan gelen yağmayı değil. Tek olay bir kuramı öldürmez ama Le Bon’un tahmini burada tutmuyor.

Hikâye

Erie County, 1940: seçmen medyaya değil komşusuna baktı

1940 seçim kampanyası. Lazarsfeld, Berelson ve Gaudet, Ohio’nun Erie County’sinden altı yüz kişiyi seçiyor ve yedi ay boyunca her ay yeniden görüşüyor; yayıncı tanıtımı bunu, seçmenin bir başkanlık kampanyası boyunca izlendiği ilk sistematik girişim diye anar.

Kitle toplumu kuramı ne bekletirdi? Kopuk, aracısız seçmen, radyo ve gazete karşısında savunmasız. Bulgu ise şu: gazete, radyo ve kampanya reklamları bireylerin oy verme alışkanlıkları üzerinde derin bir etki göstermemiş; kişisel ilişkiler ve ağızdan ağıza konuşma daha önemli çıkmış; medya küçük ama kilit bir kesime ulaşıyor, onlar da diğerlerine aktarıyordu.

Sonra Decatur, Illinois. Personal Influence (1955) aynı fikri kamusal konularda, modada, sinemada ve alışverişte yokluyor. Yayıncının tanıtımı, kitabın gösterdiği şeyin birincil grupların kitle iletişim akışındaki şaşırtıcı önemi olduğunu söyler. Elihu Katz 1957’de hipotezin birkaç çalışmada büyük ölçüde doğrulandığını ve inceltildiğini yazar.

Kornhauser bile 1968’deki girişinde bu eleştiriyi kayda geçirir: birincil grupların aracılığının, tamamen atomlaşmış izleyicilere baskın çıktığı gösterilmiştir. Ayrıntı için Seçmen Araştırmaları ve Sınırlı Etkiler ve İki Aşamalı Akış ve Kanaat Önderleri derslerine bak.

Derin dalış

Derin: Reicher’in verisi ve kalabalık psikolojisinin yeni okulu

Reicher’in Bristol makalesinin verisi çok kaynaklıdır ve kendi sınırlarını açıkça yazar: resmî polis raporu ve itfaiye şefinin beyanı, polis otoritesi için bir avukatın yazdığı görüş, TV-radyo yayınları, gazeteler, fotoğraflar, yaklaşık yirmi çocukla görüşme, sokakta yaklaşık yirmi kişiyle sohbet notu ve kayda alınan altı görüşme. Olaylar yalnızca iki ya da daha fazla kaynak birbirini doğruladığında alınmıştır; siyah katılımcıların araştırmacıya güvenmemesi veriyi zorlaştırmış, yazar bunu açıkça belirtmiştir. Makale, olayın polis çekilmeden önceki bölümünü ele alır.

Kuramsal öneri şudur (Reicher’in sosyal kimlik modeli): kalabalık, ortak bir sosyal kimliği paylaşan insanların oluşturduğu bir gruptur. Davranışın sınırları ortak kimliğin sınırlarına denk düşer, yani bulaşma bir kimlikle sınırlıdır. Reicher ayrıca kalabalık psikolojisinin 19. yüzyıl sonunda işçi huzursuzluğuna karşı bir “düzen tepkisi” olarak doğduğunu savunur; bu, onun yorumudur ve tartışmaya açıktır.

Aynı çizgi acil durumlarda da sınanmıştır. Drury, Cocking ve Reicher (2009) on bir acil durumdan yirmi bir hayatta kalanla görüşür; ortak kimlik duygusu yüksek olanlarda dayanışmanın daha fazla, “panik” davranışının daha az olduğunu ve bu ortak kimliğin acil durumun kendisinden doğabileceğini bulur. Önceki açıklamalar ‘kitle paniği’ ya da önceden var olan toplumsal bağlara başvuruyordu; yazarlar bu çalışmanın özkategorizasyon kuramına dayanan yeni bir yaklaşımın yararlı olduğuna işaret ettiğini söyler. Bunlar küçük örneklemli, görüşmeye dayalı bulgulardır; kesin hüküm olarak değil, Le Bon’un resmine karşı ciddi bir rakip olarak oku.

Derin dalış

Derin: Weimar’da güçlü dernekler demokrasiyi kurtarmadı

Tocqueville’in ikinci ciltte önerdiği çare dernekleşmedir: Amerikalılar ufacık girişimler için bile dernek kurar ve ona göre bireyciliğe karşı ilaç sivil derneklerdir. Kitle toplumu kuramı da örtük olarak benzer bir şey söyler: aracı bağlar varsa insan kolay seferber edilemez. Peki gerçekten öyle mi?

Sheri Berman’ın 1997 tarihli makalesi bu inancı Weimar Almanyası üzerinden sınar. Özet düzeyinde iddiası şu: güçlü bir sivil toplum, yirminci yüzyılın en kritik demokratik denemesi olan Weimar’ın çöküşüne yardım etti. Bazı koşullarda dernekleşme ile demokratik istikrar ters orantılı olabilir; bu yüzden sivil toplumun ne yaptığını somut siyasal gerçekliğe bakarak değerlendirmek gerekir.

Bunun kitle toplumu tartışmasına etkisi, bizim yorumumuza göre, iki yönlüdür. Bir yandan atomlaşma iddiasını zayıflatır: seferberliğe açık olanlar yalnız insanlar değildi, örgütlüydüler de. Öte yandan “bağlar her zaman iyi” anlayışını da sarsar: aracı gruplar demokrasiye de karşı çıkabilir. Berman’ın makalesini yalnızca özetinden okuduk; ayrıntıları ve Kornhauser’la doğrudan tartıştığı yerleri görmedik. Bu yüzden kesin bir “Kornhauser çürütüldü” cümlesi kurmuyoruz.

Eleştiriler ve sınırlar

Yanlış anlama avı

Sanılan: “Modern insan yalnız bir atomdur”

Sanılan. Şehirleşme ve büyük örgütler insanı aile, mahalle ve cemaat bağlarından kopardı; geriye yalnız, yönlendirilebilir bireyler kaldı.

Kayıtlar ne diyor. Kornhauser’ın kendi girişi, savaş sonrası araştırmalarda fabrikada, orduda ve başka “kişiliksiz” sanılan örgütlerde birincil ilişkilerin bol bol görüldüğünü, akrabalık ve komşuluk bağlarının şehirlerde de sürdüğünü kabul eder. Richard Hamilton’ın eleştirisi daha serttir: ona göre göçün çoğu toplu ve zincirleme (insanlar akrabaları ve dostlarıyla ya da onların ardından taşınır) ve kısa mesafelidir; şehirler yalnızca göçle değil, kırsal alanları katarak da büyür ve bu, bağları bozmaz; şehre gelen “yalnız” göçmenin ömür boyu yalnız kaldığı varsayımı ise eksik bir anlatıdır. Hamilton kuramın temel iddialarının hemen hepsinin kanıtla çeliştiğini savunur.

Savunma. Kornhauser cevabını da yazmıştır: kitle toplumu kuramcıları birincil grupların yok olduğunu değil, toplumun geri kalanından yalıtıldıkça birey için anlam ve destek kaynağı olma işlevlerini yitirdiğini söylemişlerdir.

Dengeli okuma. Gordon Marshall’ın sözlüğüne göre terim, belirsizliği ve değer yüklü oluşu yüzünden sosyolojide gözden düşmüştür; yine de büyük ölçekli, geleneksel bağlardan yoksun toplumları inceleyen kuramcılar vardır. Hamilton’ın yargısını bir eleştirmenin güçlü sözü olarak oku; Kornhauser’ın savunmasıyla birlikte.

Kart

Karne: neyi gördü, neyi göremedi?

Görebildikleri.

  • Aracı kurumların (dernek, sendika, mahalle, cemaat) demokrasi için önemini sordu. Kornhauser’ın vurgusuyla, bu bakışın asıl değeri belirli önermelerden çok kültürün ve toplumsal kurumların niteliğine gösterdiği ilgidir.
  • Büyük ölçek ve merkezden yönetilen medya arenası sorusunu ortaya koydu. Marshall, Kumar, Lasch, Berger ve Bellah gibi kuramcıların bu tür toplumların ilişkilerini hâlâ incelediğini yazar.

Göremedikleri.

  • Atomlaşma iddiası kanıtta zorlandı (önceki kart).
  • “Kalabalık aşağılıktır” resmi Bristol’da tutmadı ve Reicher bunu sınıfsal bir gözle yazılmış bir gelenek olarak okur.
  • Kalıtsal “ırk ruhu” düşüncesi Le Bon’da kuramın parçasıdır; bugün savunulamaz.
  • Tek yönlü “gittikçe daha fazla” tahminleri sınanmaya kapalıdır; Hamilton kuramın hep “daha da fazla” diyen yapısını ayrıca eleştirir.
  • Nostalji şüphesi. Marshall bu kaygıların 1950’lere kadar büyük ölçüde “elitist nostalji” diye geçiştirildiğini yazar; yani kuram, kaybolan topluluğu fazla özlemle anmakla suçlandı.

Yani kuramın sorduğu sorular (bağlar, ölçek, medya arenası) yaşıyor; verdiği cevaplar ise büyük ölçüde sınanmakta kaybetti.

Adım adım

Bu resim “güçlü etki” korkusunu nasıl besledi? Dört adım

Kitle toplumu bir araştırma bulgusu değil, bir resimdi: tek başına bırakılmış, aracısız, seferber edilmeye açık izleyici. Bu resmin “güçlü etki” korkusuna bağlanışını dört adımda okuyabilirsin:

  1. Resim. Aracı gruplar çözülmüştür; izleyici atomlaşmıştır.
  2. Çıkarım. Atomlaşmış izleyiciye doğrudan ulaşan medya güçlü olmalıdır. Bu adım bizim çıkarımımızdır; kuramcıların kendi cümlesi değil.
  3. Ders kitabı anlatısı. Savaşlar arası propaganda kaygısı bu çıkarımla birleşince, ders kitaplarında “şırınga” ya da “sihirli mermi” diye özetlenen etki anlayışı anlatıldı. Jefferson Pooley (2006), Katz ve Lazarsfeld’in Personal Influence’taki on beş sayfalık özetinin “önce medya güçlü sanıldı, sonra araştırmalar sınırlı olduğunu gösterdi” anlatısını ders kitaplarına yerleştirdiğini gösterir. Sproule (1989) ve Lubken (2008) ise “sihirli mermi” tasvirinin bir korkuluk olduğunu savunur.
  4. Karşı hamle. Lazarsfeld çizgisi “izleyici gruplarla örülüdür, o hâlde etki aracılanır ve sınırlıdır” cevabını verdi.

Yani hikâyenin iki yarısı da (“herkes şırıngaya inandı” ve “Lazarsfeld çürüttü”) tartışmalıdır. Ayrıntılar için Şırınga ve Sihirli Mermi Modeli ve İki Aşamalı Akış ve Kanaat Önderleri derslerine, güçlü etki varsayımı kavramına bak.

Derin dalış

Derin: Le Bon’un dipnotları: ırk, kahramanlık ve reform korkusu

Le Bon’un kitabı sanıldığından daha karmaşık. Birkaç dipnot:

  • “Bilimsel” duruş, siyasi öğüt. Le Bon konuya “bilimsel” ve yönlendirilmemiş biçimde yaklaştığını söyler; ama aynı önsözde kalabalıkların örgütlenmesine karışmanın tehlikeli olduğunu ve “büyük reform ihtirasının” bir halk için ölümcül olduğunu yazar. Ona göre kurumlar bir halkın karakterinin dışa vurumudur; yasalar bu karakteri değiştiremez.
  • Kalabalık yalnızca yıkıcı değil. Le Bon aynı sayfalarda kalabalığın “coşkusundan ve kahramanlığından” da söz eder; Encyclopedia.com’un özeti de onun kalabalıkların olumlu toplumsal eylem yapabileceğini belirttiğini anar.
  • Irk. Kalabalığın “ruhu”, Le Bon’da kalıtsal ırk özelliklerine eklenir ve tarih, ırksal mizacın sonucu sayılır. Bu bölüm bugün bilimsel bir dayanak sayılmaz; Reicher bu “grup zihni” anlayışını, kalabalık davranışının toplumsal bağlamını yok saydığı için eleştirir.
  • İtibarı ve itirazlar. Freud ve Allport onun çalışmasının önemini kabul etmiş; ama geniş konu yelpazesi yüzünden bazıları işini yüzeysel bulmuş, siyasi tutumu yüzünden “demokrasi karşıtı ve elitist” damgası yemiştir. Reicher ise kitabın ününü kuramsal yeniliğe değil, yönetici sınıflara kalabalıkları nasıl dizginleyeceklerini öğütlemesine bağlar; bu polemik bir yorumdur, tarihçiler arasında tartışmalıdır.

Sonuç: Le Bon’u ne sihirli bir bilge ne de saf bir kötü adam olarak oku; bir dönemin korkularını bilimsel dile çeviren etkili, sorunlu bir metin olarak oku.

Derin dalış

Derin: “Kitle toplumu kuramı” diye bir kuram gerçekten var mıydı?

Bir kuramın tarihini yazmak, bir etiketin nasıl kurulduğunu görmektir:

  • Etiketi çözümleyen de kuramcıydı. Kornhauser 1968’de bu farklı yazarların ortak bir bakışla bağlandığını ve bu bağın onları “kitle toplumu fikrinin tarihi”nin parçası yaptığını yazar. Yani kategoriyi kuran kişi, aynı zamanda ona en güçlü katkıyı yapanlardan biriydi. Bu, bizim okumamız.
  • Marshall’ın zaman çizelgesi. Modern kitle toplumu imgesi etiketiyle değil ama Tocqueville’le başlar; bu kaygılar 1950’lere kadar büyük ölçüde “elitist nostalji” diye geçiştirilir; sonra totalitarizm deneyimi onları yeniden gündeme getirir.
  • Hamilton’ın dalgaları. Hamilton kuramın “gelip giden” bir tarihi olduğunu söyler: 1940’larda göçmen Alman bilginlerle (Mannheim, Lederer, Arendt, Neumann), 1960’larda sol sürümle. Kornhauser’ın 1959 sentezinin ise “dengede az etki” yarattığını yazar. Berkeley’deki anma yazısı aynı kitabı ise “klasik olacak” bir çalışma olarak anar. Etki ölçmek kolay değildir; iki yargı birlikte doğru olabilir.
  • Eleştirinin de tarihi var. Daniel Bell 1956’da “The Theory of Mass Society: A Critique” yazmıştı; Leon Bramson’ın 1961 tarihli kitabında ise “kitle toplumu kuramının Amerikan eleştirisi: kitle iletişimi araştırmaları” başlıklı bir bölüm bulunur. Bu iki metni okumadık; yalnızca varlıklarını ve başlıklarını kaydediyoruz.
  • Bir ikizi: şırınga anlatısı. Pooley’nin gösterdiği gibi “önce güçlü, sonra sınırlı” etki hikâyesi de Personal Influence’ın on beş sayfalık özetiyle kurulmuştur. Kitle toplumu ve şırınga hikâyeleri, geriye dönük kurulmuş iki ders kitabı anlatısı olarak yan yana okunabilir.

Günümüzde: sosyal ve dijital medya

Kart

Tek adımlı akış: kitle toplumu bu kez ekran başında

Lazarsfeld ve ekibinin 1940’lardaki bulgularından çıkan fikir “iki aşamalı iletişim akışı”ydı: mesaj medyadan kanaat önderlerine, onlardan diğerlerine gider. Peki ya bugün?

W. Lance Bennett ve Jarol Manheim (2006) ABD için bir kayma iddiası öne sürer: kamusal iletişim, mesajların medyadan toplumsal aracılık süreciyle geçtiği iki aşamalı iletişim akışından, mesajların doğrudan bireylere hedeflendiği “tek aşamalı iletişim akışı”na kaymıştır. Bunu hem teknolojideki hem de birey ile toplum arasındaki ilişkilerdeki köklü değişikliklerin bir yansıması sayarlar. Yazarlara göre kanaat önderleri artık “önderlik” etmiyor, çünkü örtük görüşleri yeniden çerçevelemekten çok pekiştirmeye yatkınlar; parçalanmış medya da küçülen izleyici kitleleri, demografiye göre yapılan programlar ve hedefli siyasi reklamlarla bireyselleşmeyi besliyor.

Bu okuma, kitle toplumu resmine tuhaf bir dönüş sunar. 1940’larda “izleyici atomlaşmıştır” iddiasını gruplar çürütmüştü; şimdi teknoloji bireye grupları dolaşarak ulaşıyor. Fark şu: Kornhauser’ın atomlaşmayı sosyal bağların çözülmesinden türetmesine karşılık burada mekanizma hedefleme teknolojisidir. Bu, bizim çıkarımımız.

Sınır: yazarlar ABD’den söz eder ve bunu bir yorum olarak sunar; özet düzeyinde okuduğumuz makaleyi kesin bir hüküm olarak değil, tartışılan bir tez olarak al.

Yanlış anlama avı

Sanılan: “Algoritma bizi filtre balonuna hapsediyor”

Sanılan. Kişiselleştirilmiş web, herkesi kendi fikirlerinin içine kapatıyor; insanlar başka görüşü hiç görmüyor. Bu fikir Eli Pariser’in 2011 tarihli The Filter Bubble kitabında işlenir; yayıncının tanıtımı, Google’ın Aralık 2009’da arama sonuçlarını herkes için kişiselleştirmeye başladığını söyler.

Kayıtlar ne diyor. Sonraki çalışmalar tablonun daha karışık olduğunu gösterdi:

  • Bakshy, Messing ve Adamic (2015), 10,1 milyon ABD’li Facebook kullanıcısında, bireylerin kendi tercihlerinin farklı görüşlerle karşılaşmayı algoritmik sıralamadan daha çok sınırladığını buldu.
  • Flaxman, Goel ve Rao (2016), 50 bin ABD’li kullanıcının tarama geçmişinde sosyal ağların ve arama motorlarının hem ideolojik mesafeyi hem de karşı taraftan içeriğe maruziyeti artırdığını, etkilerin ise görece küçük olduğunu buldu.
  • Zuiderveen Borgesius ve arkadaşları (2016) derlemelerinde, filtre balonları konusunda kaygıyı haklı çıkaracak ampirik kanıtın o dönem için az olduğu sonucuna vardı.
  • Bail ve arkadaşları (2018), karşıt görüşlere maruz kalmanın kutuplaşmayı artırabildiğini saha deneyiyle gösterdi: Cumhuriyetçiler, liberal bir bot’u izledikten sonra belirgin biçimde daha muhafazakâr oldu; Demokratlardaki kayma küçüktü ve istatistiksel olarak anlamlı değildi.

Yorum (bizim). Filtre balonu, kitle toplumunun yeni sürümü gibi okunabilir: “yalıtılmış birey” bu kez algoritmanın hapsi. Kanıt bunu kısmen destekliyor ama kesin değil; hepsi ABD merkezli ve belirli bir dönemin platformları için.

Laboratuvar

Mini laboratuvar: viral bir öfke dalgasını üç soruyla sına

Hayal et: Bir mahalle forumunda bir güvenlik kamerası görüntüsü yayılıyor ve yüzlerce kişi bir esnafı hedef alıp öfkeli mesajlar yazıyor. Kalabalık psikolojisi hemen “bulaşma ve akıl kaybı” der; kitle toplumu kuramı “atomlaşmış insanlar manipüle ediliyor” der. Sen bunun yerine üç soru sor:

  1. Katılanlar gerçekten yalıtılmış mı? Lazarsfeld ve Katz’ın çizgisiyle bak: kimler birbirinin mesajını görüyor, kimin arkadaşı kimin mesajını paylaşıyor? Aracı gruplar iş başında mı?
  2. Bulaşma herkese eşit mi yayılıyor? Brady ve arkadaşlarının (2017) verisinde ahlaki-duygusal sözcük başına yayılım yaklaşık yüzde 20 artıyor, ama bu etki grupların içinde daha güçlü, aralarında daha zayıf. Yani bulaşma grup sınırlı görünüyor.
  3. Bu bir kalabalık mı, bir kamu mu? Tarde’nin ölçütüyle bak: bedenler ayrı, bağ zihinsel; o hâlde ‘kalabalık’ sözcüğü yanıltıcı olabilir. Platformun sunduğu seçenekler herkes için aynı mı (Kornhauser’ın ‘standart seçenekler’i)?

Bu üç soru sana bir cevap vermez; ama yanlış cevaba atlamanı önler. Bu bir eğitim alıştırması: gerçek olayın verisi olmadan sonuca gidemezsin.

Derin dalış

Derin: “Viral” yalnız bir söz değil: iki büyük veri çalışması

Yanlış haberin hızı. Vosoughi, Roy ve Aral (2018) 2006–2017 arasında Twitter’da dolaşan, doğru ya da yanlış olarak sınıflandırılmış bütün haber hikâyelerini inceledi: yaklaşık 126 bin hikâye, yaklaşık 3 milyon kişi ve 4,5 milyondan fazla tweet. Sınıflandırma için altı bağımsız doğrulama kuruluşunun kararları kullanıldı. Yalan, doğruya göre daha uzağa, daha hızlı, daha derine ve daha geniş kitleye yayıldı; etki siyasi haberlerde daha belirgindi. Yalan haber daha “yeni”ydi; insanlar yeniyi paylaşmaya daha yatkındı. Şaşırtıcı bulgu: botlar doğruyu da yalanı da aynı hızla hızlandırdı; farkı yaratan insanlardı.

Ahlaki-duygusal dilin yayılması. Brady ve arkadaşları (2017) silah kontrolü, eşcinsel evliliği ve iklim değişikliği üzerine yaklaşık 563 bin iletilik bir örnekte, mesajdaki her ek ahlaki-duygusal sözcüğün yayılımı yaklaşık yüzde 20 artırdığını buldu. Ama bu “ahlaki bulaşma” gruplarla sınırlıydı: liberal ve muhafazakâr ağların içinde daha güçlü, aralarında daha zayıftı.

Le Bon’la ilişki. Bu çalışmalar Le Bon’un telkin modelini ne doğrular ne çürütür; başka bir soruyu yanıtlar: ne, kime, ne kadar hızlı yayılıyor? Ama ikinci bulgu (yayılmanın grup sınırlarıyla kısıtlı olması), bizim yorumumuza göre, Reicher’in “bulaşmanın sınırı kimliğin sınırıdır” fikriyle uyumludur. Çalışmalar Twitter ve ABD odaklıdır; bulguları başka platformlara ve ülkelere doğrudan taşıma.

Türkiye'den örnek

Kart

Türkiye’den bir iz: Le Bon’u okuyan Osmanlı aydınları

Le Bon Türkçe okuma dünyasına da uğradı. Ferihan Polat ve Ayşegül Durmuş’a (2015) göre Le Bon’un fikirleri, Jön Türk dönemi Batıcı aydınlarının bir bölümünde, halka güvenmeyen ve seçkinci bir tutumu besledi; makale bu çerçevede Ahmed Rıza, Mizancı Murad ve Abdullah Cevdet’i anar.

Makalenin odağı Abdullah Cevdet’tir: yazarlar, Hanioğlu’na dayanarak, onun Le Bon’un birçok eserini Türkçeye çevirdiğini ve Hilmi Ziya Ülken’e göre o dönemde Abdullah Cevdet denince akla gelen ilk Batılı düşünürün Le Bon olduğunu aktarır. Bu çeviri listesini tek bir kaynaktan aldık, ikinci bir Türkçe kaynakla doğrulayamadık; bu yüzden ayrıntısına girmiyoruz.

Mustafa Enes Aktürkoğlu (2021) ise Le Bon’un 13 Aralık 1931’de öldüğünü ve Abdullah Cevdet’in İçtihat dergisinin 15 Ocak 1932 tarihli sayısında ona bir yazı ayırdığını aktarır; makale de Le Bon’un fikirlerinin Osmanlı aydınlarınca benimsendiğini söyler.

Bu kısa iz bize iki şey söyler. Birincisi, “kalabalık ve elit” korkusu Avrupa’ya özgü bir ithaf değildi; Osmanlı aydını da onu okudu ve kendi bağlamında kullandı. İkincisi, bir yazarın etkisini abartmamak gerek: bunlar bir aydın çevresinin okuması ve benimsemesi üzerine makaleler; Le Bon’un dönemin siyasetini belirlediğini kanıtlamıyorlar. Türkiye’de kitle kültürü tartışmasının devamı için Kitle Kültürü ve Popüler Kültür Tartışmaları dersine bak.

Sınavda böyle sorulur

Kart

Sınavda böyle sorulur

Sık çıkan kalıplar

  • “‘Kalabalıklar çağı’ diyen ve telkin, bulaşma, isimsizlik üzerinden kalabalığı açıklayan yazar?” → Le Bon (Psychologie des foules, 1895).
  • “Çoğunluğun zorbalığı kavramı kime aittir?” → Tocqueville (De la démocratie en Amérique, 1835 ve 1840).
  • “Kamu ile kalabalık ayrımı, taklit?” → Tarde.
  • “Kitle-insan, ‘kitle’nin bir sınıf olmadığı” → Ortega y Gasset (1930).
  • “Elitlere erişilebilirlik, kitlelerin seferber edilebilirliği” → Kornhauser (1959).
  • “İki damar” → aristokratik ve demokratik eleştiri (Kornhauser).
  • “Kitle toplumu görüşüne karşı çıkan araştırmalar” → Lazarsfeld ve ekibi: seçmen çalışması ve kişisel etki.

Cazip yanlışlar

  • Ortega’nın kitlesini işçi sınıfı sanmak: mass-man her sınıftan çıkabilir.
  • Tarde ile Le Bon’u karıştırmak: taklit ve kamu Tarde’dir; bulaşma, telkin ve kalabalık ruhu Le Bon’dur.
  • Le Bon’u “şırınga modeli”nin sahibi saymak: o etiket sonradan yapıştırıldı ve Le Bon’a ait değildir (Şırınga ve Sihirli Mermi Modeli).
  • Kornhauser’ı “nüfus kalabalık olunca kitle toplumu doğar” diye özetlemek: ölçüt faaliyetlerin ölçeği ve aracı grupların zayıflamasıdır.
  • Tocqueville’de tek korku aramak: zorba çoğunluk ve yumuşak, vesayetçi bir güç.

Alternatif adlar (Türkçede kullanılanlar)

  • Le Bon’un kitabı: “Kitleler Psikolojisi”, “Kitlelerin Psikolojisi”.
  • Ortega’nın kitabı: “Kitlelerin Ayaklanması” (İş Bankası Kültür Yayınları), “Kitlelerin İsyanı”, “Kütlelerin İsyanı” (kitap satış listelerinde) ve bir makalede “Kitlelerin Yükselişi”.
  • Tocqueville’in kavramı: “çoğunluğun tiranlığı”, “çoğunluğun zorbalığı”.

Sınav soruları genel kalıplara göre yazıldı; hangi kaynaktan çalışırsan çalış, sorudaki adı ve tarihi kaynağınla eşleştir.

Özet kartı

Özet

Özet kartı

  • Bir kuram değil bir korku ailesi: kitle toplumu, iki damarda toplanır: seçkin değerlerin yıkılması korkusu (aristokratik) ve atomize insanların seferber edilmesi korkusu (demokratik, sol).
  • Çekirdek (Kornhauser, 1959): aracı gruplar zayıflarsa elitler kitle baskısına, kitleler elit seferberliğine açık hâle gelir.
  • Medyanın rolü tek değil: ayna (Le Bon), yaratıcı (Tarde), çare (Tocqueville), arena yöneticisi (Kornhauser), egemenin aracı (sol varyant).
  • Kalabalık ≠ kamu: Le Bon bulaşmayı, Tarde bağlantıyı vurgular.
  • Kanıt: Bristol 1980’de kalabalık sınırlı ve hedefliydi; Erie County ve Decatur’da insanlar medyayı çevreleri üzerinden aldı.
  • Eleştiri: atomlaşma iddiası kanıtta zorlandı, ama bağlar ve ölçek soruları yaşıyor.
  • Bugün: tek aşamalı iletişim akışı ve filtre balonu tartışmaları eski soruların yeni sürümü; kanıt karışık.
  • Kitle sözcüğüne dikkat: Williams’a göre kitle yoktur, kitle olarak bakma biçimleri vardır.

Metin, doğrulanmış kaynaklardan yapay zekâ desteğiyle yazıldı. Bu içerik nasıl hazırlandı?

Bu dersin sorularını çöz Sorular ayrı bir alanda ve ilerlemene göre gelir.