Ünite 1: Temeller: Toplum, İletişim ve Model
İletişim Nedir?
İletişim tek bir tanıma sığmaz: kimi bakışlar onu mesajın uzağa gönderilmesi, kimileri anlamın ve topluluğun birlikte kurulması sayar; kitle iletişimi ise herkese açık, aracılı, dolaylı ve çoğunlukla tek yönlü, kurumsal bir iletişim biçimidir.
Bu dersin içeriği
- Otobüste kimse tek kelime etmedi
- 126 tanım, tek bir sözcük
- Sözcüğün kökü: ortak kılmak
- Yol haritası: bu ders bir kapıdır
- Kim, ne zaman: bu dersin durakları
- Taşımak mı, paylaşmak mı?
- Bu ders için çalışma tanımımız
- Derin: Dance’in üç eksenli haritası (Derin dalış)
- Beş katman: kendinle konuşmaktan ekrana
- Bir iletişim olayının parçaları
- Sözcüklerin dışında kalan her şey
- Derin: Beden dilinin envanteri (Derin dalış)
- Kitle iletişimini “kitle” yapan ne?
- Watzlawick’in ilk iki aksiyomu
- Üç aksiyom daha: noktalama, iki dil, iki ilişki türü
- Bir iletinin yolculuğu
- Aynı cümle, iki sahne
- Derin: Shannon’ın mühendisliği, Weaver’ın üç düzeyi (Derin dalış)
- “İletişimin yüzde 93’ü beden dilidir” masalı
- Derin: Bir masalın izini sürmek (Derin dalış)
- Parmak ucuyla şarkı tahmini
- “Fikrimi kelimelere döktüm” cümlesindeki tuzak
- Derin: Reddy’nin metaforunun dört sabiti (Derin dalış)
- Sahiden “iletişim kurmamak olanaksız” mı?
- Telefonundaki video: kitle mi, kişisel mi?
- Aynı şey için beş sözcük
- Sınavda böyle sorulur
- Özet kartı
Bağlam ve doğuş
Hikâye
Otobüste kimse tek kelime etmedi
Hayal et: sabah yedi buçuk, ağzına kadar dolu bir otobüs. Yan koltuktaki kişi kulaklığını takmış, gözünü camdan ayırmıyor. Sen telefonuna bakıyorsun; o da çantasını biraz daha kendine çekiyor. Kimse tek kelime etmedi. (Bu sahne varsayımsaldır ama benzerini her gün yaşıyorsundur.)
Yine de bir anlaşma yapıldı. Sen “seni rahatsız etmeyeceğim” dedin, o “benimle konuşma” dedi. Belki ikiniz de ötekini yanlış okudunuz; ama okudunuz.
Bu dersin ilk şaşırtıcı sorusu tam da bu: sessizlik iletişim midir? Paul Watzlawick ve iki arkadaşı 1967’de yayımladıkları kitapta bunu tek cümleyle yanıtlar: “One cannot not communicate”, yani iletişim kurmamak olanaksızdır. Birbirinin farkında olan iki kişi arasında her davranış, karşı taraf için bir ileti olarak okunabilir.
Kulağa fazla iddialı geliyor, değil mi? Öyle de: bu sav ciddi itirazlarla karşılaştı ve onları da dinleyeceğiz. Ama önce daha temel bir soruya cevap vermeliyiz. Günde yüz kere kullandığımız “iletişim” sözcüğü tam olarak ne demek?
Bu ders cevabı sana hazır vermeyecek; onu birlikte kuracağız. Yolda sevdiğin birkaç inancı da sarsacağız.
Hikâye
126 tanım, tek bir sözcük
İletişim çalışan bir araştırmacıya “senin tanımın ne?” diye sorarsan, kendine bir kahve daha ısmarla; uzun sürecek.
Abartmıyorum. Frank Dance ve Carl Larson 1976’da yayımladıkları kitabın ekinde iletişime dair yayımlanmış 126 tanım listeledi. Dance daha 1970’te tanımlardaki ortak öğeleri ayıklamıştı: 15 ana tema çıktı ve bunların üçünde tanımlar keskin biçimde ayrışıyordu.
O üç ayrım şunlar:
- Kapsam: Tanım geniş mi (canlı dünyanın parçalarını birbirine bağlayan her süreç) yoksa dar mı (bir donanmadaki telefon ve telgraf sistemi)?
- Niyet: Yalnızca bilinçli olarak mesaj göndermeyi mi sayıyor, yoksa niyetsiz davranışı da içine alıyor mu?
- Değer yargısı: Tanımın içine “başarılı”, “doğru anlaşılmış” gibi bir ölçüt gömülmüş mü?
Dance’in vardığı sonuca göre “iletişim” kavramına taşıyabileceğinden fazla iş yüklüyoruz; bu yüzden tek bir tanım yerine bir kavram ailesi öneriyor.
Yani tanımlar birbirinden yanlış oldukları için değil, farklı işler gördükleri için ayrışır. Bir tanım seçmek, bir alet seçmektir.
Dance ve Larson’ın listesi bir şeyi daha hatırlatır: bir tanımın kimin işine yaradığına bakmak gerekir. Bir mühendis telefon hattını, bir psikolog aile içi konuşmayı, bir gazeteci okurunu düşünür; üçünün de “iletişim” dediği şey farklı görünür (bu örnek bizim).
Kart
Sözcüğün kökü: ortak kılmak
Bir sözcüğün kökü çoğu zaman kavramın ilk fikrini saklar. Türkçedeki komünikasyon da İngilizcedeki communication da Latince communicare fiilinden gelir. Fiil “paylaşmak, bildirmek, aktarmak” demektir; kelimenin tam karşılığı ise “ortak kılmak”tır. Kök de communis, yani “ortak, herkese ait” sözcüğüdür.
İlginç bir ayrıntı: Nastasia ve Rakow, John Durham Peters’a dayanarak Roma’daki communicatio’nun bugünkü gibi, simgelerle kurulan genel bir insan bağlantısı anlamına gelmediğini; çoğunlukla somut şeylere ve hatiplerin kullandığı belirli söz araçlarına işaret ettiğini aktarır. Yani “duygularımı sana aktarıyorum” anlamı, sözcüğün ilk hâli değil.
Günümüzde ise sözcük çoğu zaman başka bir şeyi çağrıştırıyor: bir şeyi bir yerden başka bir yere göndermek. “Mesaj ulaştı mı?”, “seninle iletişime geçeceğim” gibi kalıplar hep gönderme dilidir (bu gözlem bizim).
İki fikir birbirine benzemiyor. Birinde bir şey ortak hâle gelir; ötekinde bir şey yer değiştirir. Bu dersin ilk büyük ayrımı tam olarak bu: aynı olaya iki farklı gözle bakabilirsin.
Bir not: bir sözcüğün kökü onu tanımlamaz; yalnızca ilk çağrışımlarını gösterir. Kökü bilmek, tanımı öğrenmenin yerini tutmaz, ama tanımların neden birbirinden koptuğunu anlamana yardım eder.
Kart
Yol haritası: bu ders bir kapıdır
Bu ders yalnızca ilk basamak. Önünde yürüyeceğin yol kabaca şöyle:
- Temeller: araçların tarihi ve ilk iletişim modelleri (Kitle İletişim Araçlarının Tarihi, Lasswell ve Shannon–Weaver Modelleri, Süreç Modelleri: Schramm, Berlo, Westley–MacLean, Newcomb).
- Güçlü etkiler ve propaganda: medyanın çok güçlü sayıldığı ilk dönem ve şırınga modeli (Şırınga ve Sihirli Mermi Modeli).
- Sınırlı etkiler: seçmen araştırmaları, İki Aşamalı Akış ve Kanaat Önderleri ve Kapı Bekçiliği.
- Orta düzey etkiler: Gündem Belirleme, Kültivasyon (Ekme) Kuramı, Suskunluk Sarmalı.
- İzleyici ve teknoloji: Kullanımlar ve Doyumlar ve McLuhan: Araç Mesajdır.
- Eleştirel yaklaşımlar ve kültür: Frankfurt Okulu I: Horkheimer, Adorno ve Kültür Endüstrisi, İletişimin Ritüel Görüşü: Carey, Kodlama ve Kodaçımlama: Stuart Hall.
- Normatif kuramlar ve medya sistemleri: Basının Dört Kuramı, Türkiye'de Medya: Tarih ve Sistem.
- Dijital çağ: Filtre Balonu ve Yankı Odaları, Algoritmik Medya.
Her ders bir soruya cevap arar: medya insanları etkiler mi, nasıl, hangi koşulda, kimin çıkarına, hangi sistemde? Bu dersin işi, o sorulardan önce sözlükleri hazırlamak: iletişim dediğimiz şey nedir, kitle iletişimi onun hangi özel hâlidir?
Bu yüzden ilerledikçe buradaki üç şeyi sık sık hatırlayacaksın: iletişimin tanımının tartışmalı olduğunu, aktarım ve ritüel bakışlarının ayrı şeyler gördüğünü ve kitle iletişiminin ölçütlerinin bugün bulanıklaştığını.
Ders adları ve sıraları kursun planından alınmıştır; ilerledikçe ayrıntıları değişebilir.
Kimler, ne zaman
Kart
Kim, ne zaman: bu dersin durakları
İletişimi düşünenlerin listesi uzun; bu derste karşılaşacağın adımları zaman sırasıyla toparlayalım:
- 1948: Claude Shannon, iletişimin mühendislik yanını matematikle ele alan makalesini yayımlar; Warren Weaver bunu 1949’da yorumlar ve anlam sorunlarına doğru genişletir.
- 1963: Gerhard Maletzke, Psychologie der Massenkommunikation kitabında kitle iletişimini tanımlar ve modeller.
- 1967: Paul Watzlawick, Janet Beavin ve Don D. Jackson Pragmatics of Human Communication kitabında beş aksiyomu sunar.
- 1970 ve 1976: Frank Dance tanımları karşılaştırır; Dance ve Larson 126 tanımı listeler.
- 1989: James W. Carey, Communication as Culture kitabında aktarım ve ritüel görüşünü karşılaştırır.
- 2007: Manuel Castells ağ toplumunda “kitlesel öziletişim”i tartışır.
- 2018: Patrick O’Sullivan ve Caleb Carr “kitlekişisel iletişim” modelini sunar.
Bir uyarı: bunlar “iletişimin icadı”nın tarihi değil, bu dersin durakları. İletişim üzerine düşünmek çok daha eskiye gider; onu Kitle İletişim Araçlarının Tarihi ve sonraki derslerde izleyeceğiz.
Zaman çizgisi bir eğilim de gösteriyor: 1940’larda mühendislik, 1960’larda psikoloji ve insan ilişkileri, 1980’lerin sonunda kültür, 2000’lerde ağ ve dijital ortam öne çıkıyor (bu genelleme bizim).
Temel iddia
Laboratuvar
Taşımak mı, paylaşmak mı?
James W. Carey iletişime iki ayrı gözle bakılabileceğini söyler ve bunlara “aktarım” ve “ritüel” görüşü adını verir.
Aktarım görüşünde iletişim, mesajların uzağa gönderilmesidir; amaç, sinyalleri ve iletileri bir yerden başka bir yere, denetim amacıyla taşımaktır. Bir kaynak, bir kanal, bir alıcı; iş, iletinin ulaşmasıdır. → aktarım görüşü
Ritüel görüşünde iletişim, paylaşma, katılım, birliktelik ve ortak inançlara sahip olmaktır; odak bilgi vermek değil, paylaşılan inançların temsil edilmesidir. → ritüel görüşü
Carey’nin en sevilen örneği gazete okumak. Ritüel görüşüne göre gazete okumak yeni bir şey öğrenmekten çok bir ayine katılmaya benzer: yeni bir şey öğrenilmez, ama belli bir dünya görüşü sahnelenir ve onaylanır.
Küçük bir deney (varsayımsal). Kendine sor: en son ne zaman, zaten bildiğin bir haberi yine de baştan sona okudun ya da izledin? Ne için? Bilgi için mi, yoksa “dünya yerli yerinde” duygusu için mi? İkincisi biraz olsun varsa, ritüel görüşünün küçük bir kırıntısıyla karşılaştın demektir.
İki görüş birbirinin yerine geçmez; aynı olayda farklı şeyleri aydınlatır. Ayrıntısı İletişimin Ritüel Görüşü: Carey dersinde.
Kart
Bu ders için çalışma tanımımız
Tek bir tanıma karar verecek değiliz; ama bir çalışma tanımına ihtiyacımız var, yoksa nerede duracağımızı bilemeyiz. İşte bizimki (bir kitaptan alınmadı; bilinçli bir tercih):
İletişim, insanların simgeler aracılığıyla anlam kurmaya ya da paylaşmaya çalıştığı, bağlama bağlı bir süreçtir.
Her sözcük bir tercih:
- Simgeler: sözcük, jest, görüntü, ses tonu; yalnızca dil değil.
- Anlam: taşınan şey ileti değil, yorumlanan anlam.
- Çalıştığı: başarı garanti değil; yanlış anlaşılma iletişimin dışında değil, içindedir.
- Süreç: tek seferlik bir olay değil, karşılıklı ve sürekli bir akış.
- Bağlam: aynı cümle başka yerde başka şey söyler.
Dance’in üç ayrımına göre konumumuz şu: orta genişlikte bir kapsam; niyeti şart koşmayan ama niyetli olanı da dışlamayan bir tutum; ve başarıyı tanımın içine katmayan bir yaklaşım. Bu tanım, kitle iletişimi gibi kurumsal ve araçlı iletişimi de içine alır.
Bilerek açık bıraktığımız bir yer var: niyet. Watzlawick’in iddiası (iletişim kurmamak olanaksızdır) bu kapıdan geçilerek tartışılacak. Eğer iletişimi “başkasının yorumlayabildiği davranış” diye okursan iddia doğrudur; “kasıtlı mesaj” diye okursan tartışmalıdır.
Derin dalış Derin: Dance’in üç eksenli haritası
Frank Dance’in 1970 tarihli makalesinin özeti şöyle: tanımlardan 15 ana tema çıkar ve bunların üçünde tanımlar “eleştirel biçimde” ayrılır. Littlejohn ve Foss bu üç ayrımı gözlem düzeyi (soyutluk), niyet ve değer yargısı olarak sunar ve her biri için bir tanım örneği verir:
- Gözlem düzeyi: Çok geniş bir tanım (canlı dünyanın kopuk parçalarını birbirine bağlayan süreç) ile çok dar bir sözlük tanımı (bir donanmada telefon ve telgrafla bilgi ve emir iletme sistemi) arasındaki fark.
- Niyet: Bir tanım, kaynağın alıcının davranışını etkilemek için bilinçli olarak mesaj gönderdiği durumları sayar; bir başkası, bir kişinin tekelindekini birkaç kişiye ortak kılan süreci anlatır ve niyet aramaz.
- Değer yargısı: “Sözlü düşünce alışverişi” tanımı alışverişin başarıyla gerçekleştiğini varsayar; “bilginin iletilmesi” tanımı ise iletilen bilginin anlaşılıp anlaşılmadığını sormaz.
Nastasia ve Rakow, Dance ve Larson’ın 126 tanımından 44’ünün “süreç” sözcüğünü içerdiğini, birçoğunun da akış, aktarma, iletim ya da alışveriş gibi kavramlara başvurduğunu yazar. Onlara göre alandaki baskın eğilim, iletişimi bir süreç olarak modellemektir.
Kavramlar sözlüğü
Adım adım
Beş katman: kendinle konuşmaktan ekrana
İletişim, kimin kiminle konuştuğuna göre katmanlara ayrılır. Türkçe kaynaklarda sık görülen sıralama, küçükten büyüğe şöyledir:
- Kişi içi (iç) iletişim: kendi kendine, zihninde. Sınavdan önce “yapabilirim” demek.
- Kişilerarası (bireyler arası) iletişim: iki kişi arasında. Arkadaşınla baş başa mesajlaşmak.
- Grup içi iletişim: küçük bir topluluğun içinde. Bir proje ekibinin toplantısı.
- Örgütsel iletişim: bir kurumun kendi içinde ve dışıyla yürüttüğü iletişim. Bir şirketin çalışanlara yaptığı duyuru.
- Kitle iletişimi: kitle iletişim araçlarıyla geniş, dağınık bir izleyici kitlesine. Akşam haber bülteni.
Listeler kitaba göre değişir. Bir açık ders kitabının beşli listesinde örgütsel iletişim yoktur; onun yerine tek kişinin bir gruba konuştuğu “kamusal iletişim” ayrı bir katman olarak sayılır. Yani “beş” bir doğa yasası değil, bir sınıflandırma tercihi.
Katmanlar birbirini dışlamaz da. Bir toplantıda hem grup içi iletişim (ekip konuşuyor), hem kişilerarası iletişim (yanındakine fısıldıyorsun), hem de kişi içi iletişim (“yemek ne zaman?”) aynı anda yürür. Dinleyicinin kafasındaki iç konuşma, ön taraftaki konuşmacının dikkat çekme çabasına karışan bir gürültüdür (bu yorum bizim).
Kart
Bir iletişim olayının parçaları
Bir iletişim olayını parçalarına ayırmak istersen, Türkçe kaynaklarda yaygın olan liste şudur:
- Kaynak: ileti gönderen kişi ya da kurum.
- İleti (mesaj): gönderilen şey.
- Hedef (alıcı, hedef kitle): iletiyi alan taraf.
- Kanal: ses dalgası, kâğıt, ekran, radyo dalgası.
- Kod: iletiyi taşıyan simgeler ve kurallar; kaynak kodlar, alıcı kodu açar.
- Geri bildirim: alıcının tepkisinin kaynağa dönmesi.
- Gürültü: iletiyi bozan her şey.
- Referans çerçevesi: tarafların deneyiminden, bilgisinden ve kültüründen oluşan bakış.
“Gürültü” sözcüğüne dikkat. Shannon’ın mühendislik çizimindeki gürültü, hattı bozan fiziksel karışmadır. Weaver ise şemaya “anlamsal gürültü” kutusu eklemeyi düşünür: kaynağın istemediği ama hedefi kaçınılmaz biçimde etkileyen anlam çarpıtmaları. Yani “hat cızırtılı” ile “sen ‘tamam’ dedin ama ne demek istedin?” farklı türde gürültüler.
Bu liste bir harita, arazinin kendisi değil: kutular ve oklar, insanların karşılıklı iletişimindeki akışkanlığı tam yakalamaz. Ama nerede takıldığını konuşmak için işe yarar bir sözlük.
Bir alıştırma: dün yaptığın bir mesajlaşmayı bu sekiz kutuya yerleştirmeyi dene. Hangi kutuyu boş bıraktığını fark edeceksin; çoğu zaman bu, referans çerçevesidir.
Kart
Sözcüklerin dışında kalan her şey
Sözlü iletişim sözcüklerle, sözsüz iletişim onun dışındaki her şeyle yürür: yüz ifadesi, el kol hareketi, duruş, bakış, ses tonu, hatta iki kişinin birbirine ne kadar yakın durduğu. Beden hareketlerinin incelenmesine kinesik denir; terimi antropolog Ray Birdwhistell 1952’de ortaya attı. → sözsüz iletişim
Paul Ekman ve Wallace Friesen 1969’da sözsüz davranışları beş gruba ayırdı:
- Duygu ifadeleri: çoğunlukla yüzde ortaya çıkar, duyguları kendiliğinden yansıtır.
- Düzenleyiciler: konuşmanın akışını yönetir; onay için baş sallamak gibi.
- Uyum sağlayıcılar: gerginlikle başa çıkmaya yarar; kalemi çevirmek, tırnak yemek gibi.
- Açıklayıcılar: sözü görsel olarak destekler; elle bir şeyin boyutunu göstermek gibi.
- Simgesel hareketler: doğrudan söz karşılığı olan hareketler; “tamam” işareti gibi.
Bir ayrıntı: uyum sağlayıcılar gibi bazı davranışlar mesaj göndermek için yapılmaz; ama ilk aksiyomu hatırla, karşındaki yine de onları okuyabilir. Sınavdan önce durmadan kalem çeviren biri “ben gerginim” demeyi düşünmemiştir, ama herkes bunu okur.
Ve bir uyarı: sözsüz iletişim önemlidir, ama “iletişimin yüzde 93’ü beden dilidir” sözü tehlikeli bir şeydir. Onu kanıt bölümünde parçalayacağız.
Derin dalış Derin: Beden dilinin envanteri
Kinesik üzerine yazan Padula’ya göre Ekman ve Friesen 1969’da vurguyu jest ve yüz ifadesinin psikolojik temeline kaydırdı. Beş grubun ayrıntıları:
- Uyum sağlayıcılar üçe ayrılır: nesne uyum sağlayıcıları (kalemle oynamak), başkasına dokunma yoluyla olanlar ve kendine yönelik olanlar (tırnak yemek, gözü ovuşturmak).
- Açıklayıcılar alt türlere ayrılır: vurgu için kullanılanlar, şeklini taklit edenler, bedensel bir eylemi taklit edenler, düşüncenin gidişini gösterenler, işaret edenler ve mekânsal ilişkileri gösterenler. Ekman 1999’da ritmik hareketleri de bu gruba ekledi.
- Simgesel hareketlerin doğrudan bir söz karşılığı vardır; “tamam” işareti ve zafer işareti örneklerdir. Bir hareketin ortak bir anlam kazanması için toplumca yerleşmiş olması, yani geleneksel hâle gelmesi gerekir.
Sözsüz davranışlar, anlamlarını bağlamdan ve kültürden alır: aynı el hareketi bir yerde “tamam”, başka bir yerde hakaret olabilir (bu genel bir gözlemdir; bu kartta belgeye dayanan bir örnek vermiyoruz). Bu yüzden Watzlawick’in dördüncü aksiyomundaki “analojik” iletişimin çözümlenmesi, sözcük çözümlemesinden daha kaygan bir zemindir.
Adım adım
Kitle iletişimini “kitle” yapan ne?
“Milyonlarca kişiye ulaştım” demek seni tek başına kitle iletişimcisi yapmaz. Gerhard Maletzke’nin sık anılan tanımı beş şart sıralar. → kitle iletişimi
- Herkese açık: alıcılar sınırlı ve tek tek belli değil.
- Teknik araçlarla: basın, radyo, televizyon gibi yayım araçları.
- Dolaylı: iletici ile alıcı arasında mekân ya da zaman uzaklığı var.
- Tek yönlü: iletici ile alıcı rol değiştirmiyor.
- Dağınık izleyici kitlesi: alıcılar mekân bakımından dağınık.
Bunlara iki şey daha bağlanabilir. Birincisi kurum: Maletzke’ye göre kitle iletişimi, kurumsallaşmış ve meslekî bir aracı yapıdan geçer; neyin habere gireceği orada seçilir, buna kapı bekçiliği denir. İkincisi geri bildirim: alıcının tepkisi ileticiye doğrudan dönmez; Maletzke’nin zayıf geri bildirim örneği okur mektuplarıdır. (Satış rakamları ya da izlenme ölçümleri gibi dolaylı ve gecikmeli dönütler de aynı ailedendir; bu bizim örneğimiz.)
Bu ölçütlerin hepsi kusursuz değil; sosyal medya çağında bir kısmı bulanıklaşıyor. Bunu “bugün” kartında göreceğiz.
Ölçütleri bir kontrol listesi gibi değil, bir yelpaze gibi düşün: bazı durumlar beş şartın tamamını, bazıları yalnızca birkaçını karşılar.
Varsayımlar
Kart
Watzlawick’in ilk iki aksiyomu
Watzlawick, Beavin ve Jackson’ın beş aksiyomu, insanlar arasındaki iletişime bakışın temel varsayımları gibi okunabilir. (Aşağıda aksiyomları kendi cümlelerimizle özetliyoruz; verilen sayfa numaraları, Lutterer’in kitaptan aktardığı yerlerdir.)
1. İletişim kurmamak olanaksızdır (s. 51). Etkileşim içindeki her davranışın bir mesaj değeri vardır; “davranmamak” diye bir şey yoktur. Susan da bir şey söylemiş olur.
2. Her iletişimin bir içerik, bir ilişki boyutu vardır; ilişki boyutu içeriği sınıflandırır ve bu yüzden bir üstiletişimdir (s. 54). “Raporu bugün istiyorum” cümlesi aynı içeriği taşır; ama kimin, kime, nasıl söylediği bunun rica mı emir mi olduğunu belirler. → üstiletişim
Hayal et: Bir arkadaşın sana yalnızca “Tamam.” yazıyor. Bir gün bu “kabul ediyorum” demektir, başka bir gün “artık konuşmak istemiyorum”. İçerik aynı; ilişki mesajı farklı. Yazılı mesajda ses tonu da yüz de yoktur; insanlar noktalamayı, emojiyi ve cevap gecikmesini ipucu olarak kullanır (bu yorum bizim).
Neden “aksiyom”? Bu ad, beş önermenin ispat gerektirmeyen başlangıç noktaları gibi sunulduğunu düşündürür; Lutterer bu adlandırmanın yerindeliğini sorgular ve matematikteki aksiyomların birbirinden bağımsız olduğunu hatırlatır. Eleştiri bölümünde bu tartışmaya döneceğiz.
Adım adım
Üç aksiyom daha: noktalama, iki dil, iki ilişki türü
3. Noktalama (s. 59). Bir ilişkinin niteliği, tarafların iletişim dizisini nasıl “noktaladığına”, yani olay zincirinin başlangıcını nereye koyduğuna bağlıdır. Varsayımsal örnek: biri “Sen hep geç kalıyorsun, o yüzden söyleniyorum” der; öteki “Sen hep söylendiğin için geç geliyorum”. Aynı döngüyü farklı yerinden kesiyorlar. Lutterer, kitaptaki örneği şöyle özetler: kavgayı kim başlattı? Her zaman öteki taraf.
4. Sayısal ve analojik iletişim (s. 66–67). İnsanlar hem sayısal hem analojik iletişim kurar. Sayısal dilin (çoğunlukla sözcükler) mantıksal sözdizimi güçlüdür ama ilişki alanında anlamı yetersizdir; analojik dil (jest, ses tonu, yüz) anlamı taşır ama ilişkiyi açık seçik tanımlayacak bir sözdiziminden yoksundur. → sözsüz iletişim
5. Simetrik ve tamamlayıcı (s. 70). Her iletişim alışverişi eşitliğe ya da farka dayanır. Simetrik ilişki eşitliğe dayanır (iki rakibin birbirini aynalaması gibi); tamamlayıcı ilişki farka dayanır (yönlendiren ile uyan gibi).
Hepsini bir arada düşün: bir ilişkide söylenenin içeriği, söylenme biçimi, döngünün nerede kesildiği ve tarafların eşit mi farklı mı konumlandığı birlikte çalışır. Bu yüzden bir tartışmayı “kim haklı?” diye değil, “döngü nasıl işliyor?” diye okumak çoğu zaman daha verimlidir (yorum bizim).
Nasıl işler, adım adım
Adım adım
Bir iletinin yolculuğu
Basit bir iletişim döngüsünü adım adım izleyelim. Çoğu ders kitabındaki şemanın iskeleti budur; kökeni büyük ölçüde Shannon’ın mühendislik çizimidir: bir bilgi kaynağı, bir verici, bir kanal, bir alıcı, bir hedef ve bir gürültü kaynağı.
- Kaynağın zihninde bir şey var: bir fikir, duygu, istek.
- Kodlama: kaynak bunu simgelere çevirir: sözcükler, ses tonu, emoji.
- Kanaldan geçiş: simgeler havadan, ekrandan ya da kâğıttan geçer.
- Gürültü: kanalda ya da yorumda bir şey iletiyi bozabilir.
- Kod açma: alıcı simgeleri kendi deneyimi ve referans çerçevesiyle yorumlar.
- Geri bildirim: alıcı bir şey söyler ya da yapar; bu kaynağa döner ve roller değişebilir.
Şemanın gücü, iletişimin nerede bozulabileceğini göstermesidir. Zayıflığı ise anlamı, paketin içinde taşınan bir nesne gibi göstermesi. Bu tuzağı eleştiri bölümünde açacağız.
Küçük bir uygulama (varsayımsal): arkadaşına “Akşam ne yapıyoruz?” diye yazdın ve cevap gelmedi. Kaynak sensin, kanal telefon; ama sorun kod açmada mı (mesaj okunmadı), gürültüde mi (bildirim kayboldu), yoksa geri bildirimde mi (cevap vermemeyi seçti)? Şema sana üç ayrı soru sordurur; hangisinin doğru olduğunu ise şema söylemez.
Laboratuvar
Aynı cümle, iki sahne
Düşünce deneyi (varsayımsal): “Yarın yağmur yağacak” cümlesini önce yan masadaki arkadaşından, sonra bir hava durumu sunucusunun ağzından duyuyorsun. Aynı cümle, iki tamamen farklı iletişim.
Maletzke’nin karşılaştırmasına göre yüz yüze iletişim doğrudan, kişisel, karşılıklı, simetrik ve özeldir; kitle iletişimi ise dolaylı, teknikle aracılanmış, asimetrik, kamusal ve mekân ile zaman bakımından dağınık bir izleyiciye yöneliktir.
Kendi başına dene ve iki sahneyi şu sorulara göre karşılaştır:
- Kim geri konuşabilir? Arkadaşına “nereden biliyorsun?” diyebilirsin. Sunucu seni duymaz.
- Cevap ne kadar sürede gelir? Arkadaşından anında. Sunucudan hiçbir zaman; yalnızca kanalı değiştirmek gibi dolaylı ve sonradan ölçülen tepkiler var.
- Mesajı kim seçti? Arkadaşın anlık olarak seçti. Sunucunun cümlesi bir kurumda önceden hazırlandı.
- Kim dinliyor? Arkadaşın seni tanıyor. Sunucu, kim olduğunu bilmediği kalabalığa konuşuyor.
Bu listenin ilk iki maddesi, kitle iletişiminin en sık anılan özelliklerinden birinin, geri bildirimin gecikmesinin gündelik hâlidir. Bazı kitle iletişim araçlarında geri bildirim tümüyle yok gibidir; Maletzke’nin okur mektupları örneği, bu yolun ne kadar dar olduğunu gösterir.
Derin dalış Derin: Shannon’ın mühendisliği, Weaver’ın üç düzeyi
Shannon makalesinde iletişimin temel sorununu, bir noktada seçilmiş bir iletiyi başka bir noktada tam ya da yaklaşık olarak yeniden üretmek diye koyar. Ardından şunu ekler: iletilerin çoğu zaman bir anlamı vardır, ama bu anlamsal yanlar mühendislik sorunu için ilgisizdir. Yani çizimdeki “ileti”, anlamdan arındırılmış bir seçimdir.
Warren Weaver 1949’da bu sınırı açıkça çizdi. İletişim sorunlarını üç düzeye ayırdı:
- A düzeyi (teknik sorun): İletişim simgeleri ne kadar doğru aktarılabilir?
- B düzeyi (anlamsal sorun): Aktarılan simgeler istenen anlamı ne kadar tam taşır?
- C düzeyi (etkililik sorunu): Alınan anlam, davranışı istenen yönde ne kadar etkiler?
Weaver ayrıca iletişim sözcüğünü çok geniş bir anlamda, “bir zihnin bir başkasını etkileyebileceği bütün yollar” için kullanacağını (özgün İngilizce ifadenin çevirisi), bunun yazılı ve sözlü konuşmanın yanı sıra müziği, resim sanatlarını, tiyatroyu ve hatta bütün insan davranışlarını kapsadığını yazar. Bu, Watzlawick’in “iletişim kurmamak olanaksızdır” sözüne şaşırtıcı biçimde yakın bir çerçevedir (yorum bizim).
Bu üç düzey, ileriki dersin (Lasswell ve Shannon–Weaver Modelleri) ana çerçevesidir; burada yalnızca şunu not et: bir ölçüm sorunu ile bir anlam sorunu aynı şey değildir.
Kanıtlar ve çalışmalar
Yanlış anlama avı
“İletişimin yüzde 93’ü beden dilidir” masalı
Sanılan: Bir mesajın yüzde 7’si sözcük, yüzde 38’i ses tonu, yüzde 55’i yüz ifadesidir; yani konuşurken sözcükler neredeyse önemsizdir.
Kanıtın söylediği: Bu rakamlar Albert Mehrabian’ın 1967’deki iki küçük çalışmasından türedi. David Lapakko’nun incelemesine göre rakamlar iki ayrı çalışmadan çıkarılmıştı ve hiçbirinde sözcükler, ses ve yüz aynı anda karşılaştırılmadı. Mehrabian ve Ferris çalışmasının katılımcıları 37 kadın psikoloji öğrencisiydi ve dil öğesi tek bir sözcükten, “maybe”den ibaretti; dilin rolü deneyin tasarımı gereği büyük ölçüde önemsiz kalmıştı.
Mehrabian’ın kendi sayfasındaki uyarı da açık: bu denklemler, ancak biri duygularından ya da tutumlarından söz ediyorsa uygulanabilir. Lapakko’nun aktardığına göre Mehrabian ona yazdığı bir yazışmada, çekmecedeki silginin yerini tarif eden bir cümlenin yalnızca yüzde 7’sinin sözel olduğunu ileri sürmenin saçma olacağını yazmış.
Sonuç: Beden dili önemli; ama “yüzde 93”, bir deneyin dar bulgusunun popüler kültürde sahte kesinliğe dönüşmüş hâli. Bir yerde bu rakamı görürsen ilk sorun şu olsun: hangi mesaj türü için, hangi deneyle?
Derin dalış Derin: Bir masalın izini sürmek
Lapakko masalın ne kadar yayıldığını da ölçtü. 5 Ocak 2007’de “communication 93 percent nonverbal” arama ifadesiyle 263 binden fazla sonuç buldu ve ilk yüzünü inceledi. Yedisi Mehrabian’a hiç değinmiyordu, sekizi yineleniyordu, altısına erişilemiyordu; geriye 79 site kalmıştı ve bunların yalnızca dördü rakamlara itiraz ediyor ya da onları sorguluyordu. Lapakko, formülün cazibesini, iletişimin karmaşık dünyasını temiz ve kesin bir rakama indirgemesine bağlar.
Akademik dünyadan iki eski itiraz da var. Burgoon (1985) bu tahminin hatalı bir çözümlemeye dayandığını yazdı; Hegstrom (1979) ise böyle bir formülün, kanalların göreli katkısı hakkında gerçekte bilinenden fazlasının bilindiği izlenimini verdiğini savundu. İkisi de Lapakko’nun aktarımıyla anılıyor.
Mehrabian’ın kendi uyarısını özgün hâliyle bırakıyorum:
“Unless a communicator is talking about their feelings or attitudes, these equations are not applicable.”
(Mehrabian’ın sayfasından; yani “iletişim kuran kişi duygu ya da tutumlarından söz etmiyorsa bu denklemler uygulanamaz.”)
Küçük bir ders: bir bilgi sağlam görünüyorsa ve çok yayılmışsa, ilk kaynağına dönüp bakmaya değer.
Hikâye
Parmak ucuyla şarkı tahmini
Bir deney düşün: iki kişi bir masada karşılıklı oturuyor. Biri, herkesin bildiği bir şarkının ritmini parmağıyla masaya vuruyor; öteki hangi şarkı olduğunu bulmaya çalışıyor. Chip ve Dan Heath’in aktardığına göre bu deneyi 1990’da bir ABD üniversitesinde psikoloji doktorasını tamamlayan Elizabeth Newton yaptı. Vuranlara 25 tanınmış şarkılık bir liste verildi; deney boyunca toplam 120 şarkı vuruldu.
Vuranlar, dinleyicilerin şarkıların yarısını bileceğini tahmin ediyordu. Gerçekte dinleyiciler 120 şarkının yalnızca üçünü, yani yüzde 2,5’ini bildi. Yani vuranlar iletilerinin iki denemede bir ulaştığını sanıyordu; oysa kırk denemede bir ulaşıyordu.
Neden? Vuran kişinin kafasında şarkı çalıyor: melodi, sözler, tempo. Dinleyici ise düzensiz vuruşlar duyuyor. Anlam kanaldan geçmedi; kaynakta kaldı. Bu, iletişimin “göndermek”ten fazlası olduğunu gösteriyor: alıcının, gelen simgelerden o şeyi yeniden kurabilmesi gerekir.
Dürüst bir not: bu sayılar bir doktora çalışmasından, popüler bir kitabın aktarımıyla geliyor; asıl tezi biz açmadık. Bu yüzden onu kesin bir yasa olarak değil, çarpıcı bir örnek olarak oku.
Eleştiriler ve sınırlar
Yanlış anlama avı
“Fikrimi kelimelere döktüm” cümlesindeki tuzak
Sanılan: Fikirler sözcüklerin içine konur, bir kanaldan gönderilir ve karşıda çıkarılır. Sözcükler bir kutu, anlam ise içindeki nesnedir.
Dilbilimci Michael Reddy’nin gözlemi (1979): İngilizce konuşanlar iletişimden söz ederken bu kalıba sistematik olarak başvurur; buna “kanal (conduit) metaforu” denir. Örnekler: “bunu sözcüklere dökmek çok zor”, “paragraflarını anlamla dolduruyor”, “cümlenin içinden hiçbir anlam çıkaramıyorum”. Reddy’nin asıl kaygısı şuydu: bu bakış sorumluluğu fazlasıyla konuşana ya da yazana yükler, dinleyiciye ya da okura çok az düşürür ve fikir alışverişinde tehlikeli bir edilgenliğe yol açar.
Türkçe de bundan azade değil (bu bizim gözlemimiz): “aklımdakini sana aktaramadım”, “ne demek istediğimi anlatamıyorum”, “cümlenin içinden bir şey çıkmadı”.
Carey’nin eleştirisiyle paralel bir yer var: aktarım görüşünü eleştirenler, bu bakışın karşılıklı anlam kurmayı (öznelerarasılığı) küçülttüğünü söyler. Ama modeli çöpe atmak gerekmez: bir telefon hattının bilgiyi ne kadar doğru taşıdığını ölçmek için gayet iyi çalışır. Sorun, onu her iletişim olayına uygulamaktır.
Küçük bir alıştırma: bu hafta iletişimden söz ederken hangi fiilleri kullandığını say: aktarmak, iletmek, dökmek, çıkarmak… Kaçı bir nesne taşımayı çağrıştırıyor?
Derin dalış Derin: Reddy’nin metaforunun dört sabiti
Joe Grady’nin özetine göre Reddy’nin çözümlemesi, öğretmenlerin öğrenci kompozisyonlarına yazdığı yorumlara dayanıyordu; yorumlar, öğrencilerin düşüncelerini ne kadar aktarabildiğine ve yazıda anlamlı bir içerik olup olmadığına odaklanıyordu. Bu yorumlardan dört değişmez çıkıyordu:
- Dil, düşüncelerin, duyguların ve anlamların bir kişiden ötekine aktarılmasını sağlayan bir kanal gibi işler.
- Konuşurken ve yazarken insanlar iç dünyalarındaki bu öğeleri dışarıdaki simgelerin içine yerleştirir.
- Simgeler bu öğeleri taşır ya da içerir.
- Dinlerken ya da okurken insanlar bu öğeleri simgelerin içinde bulur ve kendi zihinlerine alır.
Grady’nin makalesi, bu metaforun daha ince bir çözümlemesini yapar; ama ana kaygıyı da tekrarlar: Reddy, bu yaygın bakışın iletişimimize ve hatta kültürümüze zarar verdiğini düşünüyordu. Bir kayıt: burada kullandığımız Reddy künyesi, kitabın 1993’teki ikinci baskısına aittir; makale ilk kez 1979’da yayımlanmıştı.
Kart
Sahiden “iletişim kurmamak olanaksız” mı?
İlk aksiyom o kadar etkileyici ki itirazsız geçemezdi. Michael Motley 1990’da, iletişimin etkileşimli olduğu, kodlama içerdiği, simge alışverişi olduğu ve bir doğruluk boyutu taşıdığı yolundaki dört geleneksel varsayımın her birinin “iletişim kurmamak olanaksızdır” aksiyomuyla çeliştiğini savundu. Aynı yıl Janet Beavin Bavelas, yani aksiyomların yazarlarından biri, aynı dergide bir yanıt yazdı; Peter Andersen de 1991’de Motley’ye karşı çıktı. Yani tartışma gerçek ve yazarların kendi içinden de sürdü.
İtirazın özü şu: iletişim “kasıtlı mesaj göndermek” demekse, yüzünü çeviren birinin niyeti olmayabilir; öyleyse iletişim yapmamıştır. Ama iletişim “başkasının yorumlayabileceği davranış” demekse, aksiyom doğrudur.
Burada Dance’in niyet ayrımını hatırla: iki taraf aslında iki farklı tanımdan konuşuyor olabilir. (Bu okuma bizimdir; makalelerin özeti değil. Bavelas’ın yanıtının içeriğini açmadık, yalnızca varlığını biliyoruz.)
Pratik sonuç: aksiyomu bir doğa yasası gibi değil, “insanların davranışları başkaları tarafından okunur” diye bir uyarı gibi oku. Bu uyarı gündelik hayatta çok işe yarar: yanıtlamadığın mesajın da bir anlamı vardır (senin niyetin ne olursa olsun).
Günümüzde: sosyal ve dijital medya
Kart
Telefonundaki video: kitle mi, kişisel mi?
Maletzke’nin tanımı 1963’te gazete, radyo ve televizyon için çizildi. Bugün telefonundaki bir video, aracı bir yayın kurumu olmadan milyonlarca kişiye ulaşabiliyor.
Manuel Castells 2007’de bu duruma “kitlesel öziletişim” adını verdi. Ona göre sanayi toplumunun iletişim sistemi, tek yönlü ve birden çoğa yayılan bir kitle dağıtımı üzerine kuruluydu; ağ toplumunun temeli ise çoktan çoğa, eşzamanlı ya da eşzamansız yatay iletişim ağlarıdır. Kitlesel öziletişim “kitle”dir, çünkü potansiyel olarak küresel bir izleyiciye ulaşır; “öz”dür, çünkü içeriği kendi üretilmiş, gönderimi kendi yönlendirilmiş, alımı kendi seçilmiştir.
Patrick O’Sullivan ve Caleb Carr (2018) ise başka bir yoldan gider: dijital araçlar kitle iletişimi ile kişilerarası iletişim arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor; onlar da mesajın algılanan erişilebilirliği ve kişiselleştirilmesi diye iki boyutla, kanaldan bağımsız bir “kitlekişisel iletişim” modeli önerir.
Alıştırma: Maletzke’nin ölçütlerini tek tek yokla. Herkese açık mı? Çoğunlukla evet. Teknik araç var mı? Evet. Kurumsal bir aracı yapı zorunlu mu? Her zaman değil. Tek yönlü mü? Artık değil: izleyici yorum yazıyor, yanıt görüyor. (Bu değerlendirme bizimdir.)
Türkiye'den örnek
Kart
Aynı şey için beş sözcük
Türkçede “communication” için tek bir sözcük yok; sözlükte bir küme var. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğü “iletişim” maddesinde iki anlam verir: (1) duygu, düşünce ya da bilgilerin akla gelebilecek her yolla başkalarına aktarılması; (2) telefon, telgraf, televizyon, radyo gibi araçlardan yararlanılarak yürütülen bilgi alışverişi. Eş anlamlı olarak bildirişim, haberleşme, komünikasyon ve ikinci anlamda muhabere sıralanır. “Komünikasyon” Fransızca communication kökenlidir; sözlük bu maddeyi doğrudan “iletişim”e yönlendirir.
TÜBİTAK Sosyal Bilimler Ansiklopedisi ise iletişimi konuşma, yazma, jest, mimik ve diğer her yolla bilgi aktarma veya paylaşma diye tanımlar ve aynı alternatif adları sayar.
İlginç bir gözlem (bizim yorumumuz): sözlüğün ilk anlamı “aktarılması” diyor; yani gündelik sözlük bile aktarım görüşüne yaslanıyor. Ansiklopedinin “paylaşma”sı ise ritüel görüşünün kapısını aralıyor. Aynı sözcük, iki tanım.
Sözlükte “bildirişim” maddesi de doğrudan “iletişim”e yönlendirilir; yani sözlükteki bu küme, tek bir sözcüğün etrafında toplanmış eş adlardır.
Bir metinde “haberleşme” ya da “komünikasyon” görürsen çoğu zaman aynı kavramla karşılaşıyorsundur; ama “haberleşme” daha çok araçla yürütülen bilgi alışverişini çağrıştırır (bu da bizim yorumumuz). Bağlama bak.
Sınavda böyle sorulur
Kart
Sınavda böyle sorulur
Sık çıkan kalıplar
- “Aşağıdakilerden hangisi iletişim düzeylerinden biri değildir?” → kişi içi, kişilerarası, grup içi, örgütsel, kitle. Kaynaklara göre listeye “kamusal” da girebilir.
- “Kitle iletişiminin özellikleri”: herkese açık, dolaylı, tek yönlü, dağınık izleyici, kurumsal aracı yapı.
- “Watzlawick’in aksiyomları”: iletişim kurmamak olanaksızdır; içerik ve ilişki boyutu; noktalama; sayısal ve analojik; simetrik ve tamamlayıcı.
- “Aktarım ve ritüel görüşü” → Carey.
Cazip yanlışlar
- “İletişimin yüzde 93’ü beden dilidir” → Mehrabian’ın dar bulgusunun yanlış genellemesi.
- “Kitle iletişimi çok kişiye ulaşmaktır” → tek başına yeterli değil; dolaylılık, tek yönlülük ve kurumsallık da var.
- “İletişim, iletinin doğru anlaşılmasıdır” → başarıyı tanıma katmak Dance’in ayırdığı seçeneklerden yalnızca biridir.
- Yıllar: Shannon’ın makalesi 1948, Weaver’ın katkılı kitap 1949; Watzlawick ve arkadaşları 1967; Maletzke 1963; Carey 1989.
Türkçede alternatif adlar
- İletişim; haberleşme; komünikasyon; bildirişim; muhabere.
- Kişi içi iletişim yerine iç iletişim; kişilerarası yerine bireyler arası iletişim.
- İleti (mesaj); hedef (alıcı, hedef kitle); geri bildirim.
İpucu: sınavda iki terim arasında kalırsan, tanımın hangi ayrıma (kapsam, niyet, değer yargısı) dayandığını sor; bu soru çoğu zaman yanlış şıkkı elemene yardım eder.
Özet kartı
Özet
Özet kartı
- Tanım: İletişimin tek bir tanımı yok. Dance ve Larson 126 tanım listeledi; tanımlar kapsam, niyet ve değer yargısı bakımından ayrışır.
- Köken: Latince communicare “ortak kılmak”tır; modern kullanım sık sık “göndermek”e kayar.
- İki bakış: Carey’ye göre aktarım görüşü mesajın uzağa gönderilmesine, ritüel görüşü paylaşma ve ortak inançlara bakar.
- Katmanlar: kişi içi, kişilerarası, grup içi, örgütsel, kitle iletişimi; listeler kitaba göre değişir.
- Parçalar: kaynak, ileti, hedef, kanal, kod, geri bildirim, gürültü, referans çerçevesi.
- Sözlü ve sözsüz: “Yüzde 93” Mehrabian’ın dar bulgusunun yanlış genellemesidir.
- Beş aksiyom: iletişim kurmamak olanaksız; içerik ve ilişki; noktalama; sayısal ve analojik; simetrik ve tamamlayıcı. İlk aksiyom, niyet yüzünden tartışmalı.
- Kitle iletişimi (Maletzke): herkese açık, teknik araçla, dolaylı, tek yönlü, dağınık izleyici; kurumsal bir aracı yapı.
- Bugün: Castells’in kitlesel öziletişimi ve O’Sullivan ile Carr’ın kitlekişisel iletişimi, bu ölçütleri bulanıklaştırır.
- Sınav: yüzde 93 tuzağı; kitle iletişimini “çok kişiye ulaşmak”la eşitlememek; yıllar 1948, 1963, 1967, 1989.
Metin, doğrulanmış kaynaklardan yapay zekâ desteğiyle yazıldı. Bu içerik nasıl hazırlandı?
Bu dersin sorularını çöz Sorular ayrı bir alanda ve ilerlemene göre gelir.